Müzik… Ruhumun eziyeti!

Bizim Rüzgar, her konuda gıcık olduğundan, müzik konusunda da sivriliğini göstermişti. Yenidoğan döneminde, odasına koyduğum eski iPod’umdan Baby Symphony serisini dinletiyordum. Kendimce, süper bir şey yaptığımı düşünerek tabii.. O zamanki yardımcımız, Gaydiri Gubbak Cemile Abla, “Sen bu müziği gıy gıy da gıy gıy açıyorsun ama bakalım onun hoşuna gidiyor mu?” diye sorduğunda acaip sinir olmuştum. Nitekim, bizimki biraz palazlanınca müziğe tepki göstermeye başladı. Okumaya devam et

Another day in paradise

Her zamanki gibi, hemen hemen her annenin sıklıkla yaşadığı, olağan bir geceydi…

Kadın, iş çıkışı, ayaklarını sürüyerek eve dönmüş, oğlunun gönlü olsun diye önce, ayağında pek severek aldığı babetler olduğu halde onunla futbol oynamış, ardından parka gitmiş, güzelim elbisesinin popo kısmında, parktaki bankın izleri çıkmış, kıyafet pembe bir waffle şeklini almış, eve dönüşte banyo, arkasından deveye hendek atlatma misali geçen yemek faslından sonra oğlu, uykunun sıcak kollarına atılmıştır…

Artık zamanı sadece ona aittir (mi acaba?). Makinedeki çamaşırları çıkartıp asar, kocasının oraya buraya atılmış kıyafetlerini toparlar, çiçeklerini sular, çarşafı değiştirir, oğlanın okuluna götürülmesi gereken yedek kıyafetleri hazırlar, iletişim defterini okur, gece lazım olur diye baş ucuna su koyar. Yeni geçirdiği ameliyatın izlerini hafifletmek için doktorun verdiği ilacı da sürmesi gerekiyordur fakat o kadar yorgundur ki, “Boşveerr” diyerek kendisini çağıran televizyonun karşısına kurulur. Kocasıyla birlikte bir bölüm NCIS lüplettikten sonra, “bu gece de erken yatayım bari” diyerek yatağa yollanır. Tam rüyalara dalmış, Simon Baker onu kovalamaya başlamıştır ki, pıt pıt pıt ayak sesleri eşliğinde annejiiğğm, biraz kayar mısın diye bir ses gelir. Saat 01.30 sularıdır, kadının rüyası bölünse de sorun değildir, gerçeklerin en tatlısı kollarındadır, bir tarafında sevgilisi, bir tarafında oğlu varken uyumaktan güzeli var mıdır? Amma velakin, bu tatlı oğlan şişede durduğu gibi durmuyordur. Gece süresince farklı taleplerle defalarca annesini uyandırır:

• Saat: 02.00: Anneee, suu

• Saat 03.00: Anneee, ben yatağıma gidicem. (Git oğlum) Sen de gel.

• Saat 03.30: Annee, sizin yatağa gidelim.

• Saat 04.15: Üüüü, benim kızlı yastığım nerde? (Yatağında oğlum) Getirir misiiin, yüffeen? (La havleee)

Muhteşem final: Saat 05.30, kadın bir ıslaklık hissi ile uyanır. Yatakta doğrulur. Oğlu yatağın bir ucunda, sevgili kocası diğer ucundadır. Yarı uyur-yarı uyanık vaziyette, şüpheli şahısın üst kontrolünü yapar ve gerçekle yüzleşmek zorunda kalır: Bir çiş gölünün tam ortasında yatmaktadır. Zombi edasıyla kalkar, ikisini de uyandırmadan yatağa havlu serer, oğlanın üzerini değiştirir, kirli pijamaları suya bastırır, ellerini yıkar, yatacak bir yer arar, bulamaz, bir kenara kıvrılır ve hazırlanıp, oğlunu uyandırıp, giydirip, onu okula bırakıp kendisi de işe gitmek üzere yola koyulma hedefi için kalkmadan önce, kalan otuz dakikalık güzellik (?!) uykusunu almak üzere tekrar yatar.