Ben bunları kimseye anlatmadım*

Yoğun bakım servisinin ana kapısından sıvışmayı başarmıştık. Uzun süren refakatçilik kariyerimizde bu konuda uzmanlaşmıştık artık. Annem hemşireye benim için yalvarıyordu, “Kızı bir kez daha görmek istiyor. Ne olur izin verin” Annelik içgüdüsüyle bunun son kez olacağını biliyordu belki, ondandı ısrarı… Hemşirenin, “Çaktırmadan geçsin” anlamına gelebilecek bir hareket yapmasıyla, koridora fırladım. Nefes nefese bulunduğu yere ulaştım, otomatik kapı açılsın diye elimi uzatmamla, doktorla göz göze geldik. “Babam” dedim. “Ben babam için…” Doktor üç saniye kadar yüzüme baktı. Üç yüz yıl falan geçti o sırada. Sert bir tonda “Sonra” dedi. Gözlerinde tuhaf bir bakış vardı, sesindeki tonla çelişen.

Beş dakika kadar sonra o haber geldi. Okumaya devam et

Rüzgar’a ölümü anlatmak…

Geçen hafta, Instagram’da paylaştığım bir haber, hayatımın unutulmayacak yürek çırpıntılarından biriydi benim için. sonunda

Haberi paylaşmamdan sonra, özellikle konuyla ilgili hassasiyetimi bilenlerden, neler yaptığımı, nasıl anlattığımı öğrenmek isteyen çok sayıda mail ve soru aldım. Bu yazıyı, hem sorulara cevap vermek için, hem de içimi dökmek için yazıyorum.

Babamı kaybedeli iki sene oluyor. Ve ben iki senedir bu ağır yükle yaşıyor-d-um. Rüzgar’a gerçeği söylemediğim için beni çok eleştirenler oldu. Aslını isterseniz, eleştirileri zerre kadar umursamadım. Ben çocuğumu tanıyordum… Zamanı değildi… Sudan çıkmış balığa dönecekti. Zaman zaman endişelerim, geri dönüşlerim, çıkmazlarım olmadı mı? Oldu. En büyük çelişkiyi Kayısı Çiçekleri başlıklı yazımda anlatmıştım.   Okumaya devam et

Bir kadın

• Saçından başından ödün vermez ama çamaşır suyu lekeli eşofmanla gezmekten de rahatsız olmaz.

• Bir eczacı kızı ve eczacı eşine yaraşır şekilde, gerçek bir ilaç yanlısıdır. Seyahatlerde valizden bozma ilaç çantasıyla gezer. Uçakta, korkudan fenalık geçiren bir kızın ağzına iki koltuk önden, sakinleştirici fırlatıp isabet ettirmişliği vardır. Okumaya devam et

İçimdeki depremler…

Sabahları işe vapurla geliyorum. Vapur benim için sadece bir taşıma aracı değil. Orada kendimle baş başa geçirdiğim yirmi dakikada, babamı özlüyor, oğlumu okula bırakırken bacaklarıma sarıldıysa, çalışan anne olmamı, hayatımı sorguluyor, bazen güneş gözlüklerimin arkasına saklanıp biraz gözyaşı akıtıyor, bir yandan da gazetemi okuyorum. Okumaya devam et

Deli Kadın

19 Haziran 2011… Babalar Günü… Benim babam yok bu sene… Dolayısıyla zor bir Pazar oldu. Sabahtan kabristana gittik, annem Kayısı Çiçekleri yazımdan hatırlayacağınız ağacın bir dalını koydu baş ucuna. Ben, oğlumun pek sevdiği beyaz taşlarını… Bu defa Rüzgar’ı da götürmek zorunda kaldık. Hayat işte, ben babamın yanında ağlarken, onun babasıyla oyun oynadığı otoparktan kahkahaları geliyordu.

Bu gün de, dünün ağırlığıyla geldim işe. Berbat bir Pazartesi… Bezgin bezgin maillerime bakarken, Okumaya devam et

Kayısı çiçekleri

Babamı kaybettiğimizi, ölüm kavramını anlayamayacağını düşündüğüm için Rüzgar’a söylememiştim. Diğer taraftan kafamı kurcalayan bir şey vardı: Havalar ısınıp, bahçeye çıktıkları zaman mutlaka dedesi aklına gelecek ve sorular sormaya başlayacaktı. Çünkü, babamla yazın zamanın çoğunu bahçede geçirirler, çiçekleri sular, bazen dakikalarca ortadan kaybolup beni delirtirler(di) iki çocuk.

Okumaya devam et

Ben zaten her acının tiryakisi olmuşum!

Başlığımı abartılı bulanlar olduysa, hemen hayatımdan bir özet geçeyim size:

• Kardeşimin doğduğu özel hastanede, doğumundan sadece bir hafta sonraki dönemde, onlarca bebek kaçırıldı. O zamanlar medya bu kadar güçlü olmadığından olay, zamanın tozlu raflarında unutuldu. O bebeklerden biri kardeşim olabilirdi.

• Çeşitli çalkantılar sebebiyle, ilkokulu iki ayrı şehirde, beş ayrı okulda okudum. Hiç bir zaman üst üste iki sene aynı sınıf arkadaşlarımla olmadım. Bu yüzden net olarak sadece beşinci sınıftaki arkadaşlarımı hatırlıyorum.

• Üçüncü sınıftayken bana kamyon çarptı (Gülmeyin, gerçekten çarptı 🙂 ) Ya da ben kamyona çarptım, tam bilemiyorum 🙂 Kafatasım çatladı, ortakulağım delindi. İki sene korkunç baş ağrılarıyla, duymayan bir kulakla geçti. Okumaya devam et