9 Şubat

Aşağıdaki yazıyı babamın gidişinin ikinci yıldönümü olan 9 Şubat’ta, eski usulle (yani kağıt kalem kullanarak) yazdım. O gün, bilgisayarla uğraşmayı yüreğim kaldırmadığından yayınlamadım. Şimdi, sonsuzluğa yazılsın diye, sizlerle paylaşıyorum…

Benim babam, kendi gerçekliğinde yaşardı. Güzel Sanatlar Fakültesi’ni kazandığımı öğrenince, uçarak eve gelip ona haberi verdiğimde, gözlüklerinin üzerinden şöyle bir bakmış ve sadece şöyle demişti: “Ben aslında senin bir bilim kadını olmanı hayal ederdim.”

Benim babam, bir vatanseverdi. Memleketini, içki masalarında, polemik diyarlarında kurtaranlardan değil, tüm gücüyle direnerek savunanlardandı. Bu uğurda yaptıklarını övünç kaynağı olarak gösterenlerden, alakasız ortamlarda sivrileşip mangalda kül bırakmayanlardan tiksinir, yaşadığı korkunç anıları bizimle bile paylaşmaz, benliğine hapsederdi.

Benim babam, eksantirikti. Beklenmedik bir anda kapıyı çalan komşulara “Şu anda uygun değiliz, lütfen başka bir zaman uğrayın” der, annemi utançtan yerin dibine sokardı.

Benim babam, hangi dershaneye gittiğimi, hangi sınıfta okuduğumu bilmez ama bana arabanın lastiğini değiştirmeyi ya da fotoğraf çekmeyi öğretmek için, saatlerce, günlerce uğraşmaktan bıkmazdı.

Benim babam, cesurdu. Aylar boyu savaştığı kanser taramalarının sonuçlarını beklediğimiz bir gün, uzun uzun bahçeye dalıp gittiğini farkettiğimde sorduğum “Sonuçları mı düşünüyorsun?” soruma, “Yok yaa, acaba ağacı budasam mı diye bakıyordum” demişti.

Yine aynı süreçte, vatanı için bir an bile tereddüt etmeden kendini adeta ateşe atan adam, biyopsi için gittikleri hastanenin arka kapısından sıvışmış, annem ve teyzem meraktan çılgına dönerek onu her yerde aramış, saatler sonra kapıcının evinin önündeki bankta ayaklarını uzatmış vaziyette bulduklarında sordukları “neden yaptın, neden?” sorusuna “koridorda beklemekten canım sıkılmıştı” diye cevap vermişti.

Benim babam, duygularını alışılmadık biçimlerde ifade ederdi. Evlenmeden önce eve çok geç kaldığım bir gece kapıdan girdiğimde bana şöyle bir bakmış, sakince “seni belediyeden aradılar” demişti. Ben aptal aptal “a aa! neden ki?” diye sormuştum. O da “başıboş dolaştığın için zehirleyeceklermiş” demişti. Ne kızmış, ne bağırmış, gidip yatmıştı.

Benim babam bir bilgi delisiydi. Yunanca ve İspanyolca’yı evde kendi kendine okuyarak öğrenen, boş zamanlarında ansiklopedi, sözlük okuyan “her şeyi bilen adam”dı.

Bu “her şeyi bilen adam” bir tek hızla değişen teknolojiye ayak uyduramamıştı. “Baba, gel de şu maillerine bakalım” dediğimde, “Bakamayız ki, benim maillerim eczanedeki bilgisayarda” diyecek kadar 🙂

Benim babam, tersti, ukalaydı. Ukala olmayı hakedecek denli çeşitlilikte konuya hakimdi. Biraz Dr. House, biraz John Nash idi.

Benim babam, klasik mutlu aile tablolarında resmedilen babaların çok dışındaydı.
Ama o, benim babamdı.

Tam iki sene önce bu gün, dünyadan vazgeçti.
İki mevsim, kayısı ağacı onsuz çiçeklendi. Komşular onu sinirden çılgına çevirecek kadar evimize geldi, gitti…

Büyük olasılıkla bu dünyada en çok sevdiği varlığı, torunu, onsuz büyüdü, okula başladı, bahçede koşturdu, ama onu asla unutmadı. Ve o varlık, bir daha kayısı çekirdeğini çekiçle kabuğunu kırarak yemedi. Sallanması için bahçedeki ağaca dedesinin astığı ipi kaldırmamıza izin vermedi, orada sallanmadı da… Hastalığı süresince istirahat ettiği odada kimsenin yatmasına razı olmadı, orası “Reşat Dede’nin odası”ydı.

Onun bu dünyadan ayrılışından üç gece önce, telefonda torununa “Eve geldiğimde sana kamyon getireceğim” demişti. Ama gelemedi… Kamyon, kötü haberi duyduğumuz an alındı, sahibine teslim edildi. Reşat Dede’nin aldığı kamyon, onun kutsal emaneti oldu.

O geceki konuşmamızın son konuşmamız olduğunu bilseydim, başka şeyler söyler miydim bilemiyorum. Tek bildiğim, bu düşünce bir an bile peşimi bırakmıyor. Bu satırları okuyanlar, eğer babanız yaşıyorsa, lütfen benim için, şimdi, hemen ona telefon edin… Ve güzel şeyler söyleyin. İnanın bu, benim için dünyanın en güzel, en anlamlı duasıdır.

Tek dileğim, şu an yorgun ruhunun, yaşamı boyunca dilediği sessizliğe kavuşmuş olması. Kayısı ağacının çekirdeği, baş ucuna dikildi. Şimdi orada yeniden yeşermeyi bekliyor. Yeni bir hayatta… Sadece onun için.

Huzur içinde uyu babam!

Bakarsın yine karşılaşırız….
Seni çok özlüyoruz.
IMG_7250

Reklamlar

42 thoughts on “9 Şubat

  1. Ah Görkem’imm.. O huzur içinde şimdi, eminim bulunduğu yerden sizi seyrediyordur. Mekanı cennetolsun, nur içinde yatsın inşallah. Rüzgar’ı benim için öp olur mu?

  2. Grkemcim … her zaman ki gibi ok gzel ifade etmisin duygularn … sevgiler..

    ________________________________

  3. Görkem Abla, hissettiklerini sizin kadar samimi ve dokunan şekilde yazan görmedim, okumadım 🙂 Tebrik ederim, ruhu şad olsun Sevgili Babanızın, “Reşat Dede’nin”…. Belediyeden aradılar çok çok iyiydi 🙂 🙂

  4. Sevgili Görkem, çok hüzünlü bir o kadar da hayat dolu bir bloğun var. Yazıların hayatın ve duyguların o kadar derinlerinde ki etkilenmemek mümkün değil. Güzellikler sizinle olsun…

  5. Allah rahmet eylesin Görkemciğim…Kayısı ağacının gölgesinde huzur bulsun babacığın…Çok güzel ifade etmişsin duygularını..Eminim o da seni çok sevmiş ve gurur duymuştur her zaman seninle..

  6. Aaah! Ah! Görkem. Gözlerimi doldurdun. Babalar hiç unutulur mu? Hele böyle iz bırakan yaşamlar… Reşat amca nur içinde yatsın… Seni kucaklıyorum…

  7. Son satırlarda babasından uzak birisi olarak(hem ruhen hem fiziken) ağlayacaktım neredeyse.Olması gerektiği gibi,çok duygusal bir metin olmuş,mekanı cennet olmalı babanızın.

    • Gençliğimizde biz de öyleydik.. Yıllar yıllar önce, bana babanın arkasından böyle şeyler yazacaksın deseler, güler geçerdim inan. Zaman değişiyor, insanlar da… Geçmişte bir türlü aşamadığın gururun için pişmanlık yaşamak o kadar kötü ki…

  8. ben bu yazıyı yazdığın günlerde telefonumdan okudum ordan yorum yazmak çok zor geldiği için bana yazamadım Görkemcim, o kadar çok etkilendim ki, babamı hemen arayamadım ağlamaktan konuşamam diye . Babana rahmet diliyorum mekanı cennet olsun…

  9. Görkemmm böylesi güzel anılara sahip olmak bile bir şans.Mekanı cennet olur inşallah…
    ( son konuşmayı yapabildiğin için şanslısın.Babam öldüğünde onu en son bir buçuk ay önce görmüştüm ve sesini her halde beni Ankara’ya yolcularken duymuştum çünkü telefonla konuşmaktan hiç hoşlanmazdı :(((

  10. naaptin be gorkemcim…
    babam da dedemin hastaliiginda eve gelip tuh vah deyip babaanemi aglatan misafirleri kovmus 30 yil once hala konusulur..yazinin bir cok satirinda babami gordum…allah uzun omur vetsin…babacinin da mekani cennet olsun….

  11. Geri bildirim: Rüzgar’a ölümü anlatmak… | "Rüzgar"lı günlerim ve gecelerim

  12. Zaten sabah beri göğsümde resmen bir öküz oturuyordu. Daha da fena oldum. Benim babam hayatta ama biliyorum ki o da ölecek ve benim haberim olmayacak hemen. Öküz biraz toparlanır toparlanmaz arayacağım babamı. Dağıldım resmen. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun, Allah babanın sevdiklerine ömür katsın…

    Bir daha senin blogunu biriktirip okursam 2 olsun.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s