Kimdi giden… Kimdi kalan…

Günler gözlerimin önünde, alışıldık ritmiyle akıp gidiyor… Sanki bir camın arkasından seyreder gibiyim hayatı… Bu sözü arada duyardım da, bir türlü nasıl olduğunu hayal edemezdim. Şimdilere kısmetmiş… Acil Servis kapısında, o haberi aldığımızdan beri, sanki dış dünya başka bir hızda, benim dünyam ise apayrı bir hızda ilerliyor. Nasıl anlatsam… Yukarılardan bir yerlerden izlediğim seyircisi gibiyim hayatın. Günlük rutinler, işe gidip gelme telaşı, insanlarla sıradan sohbetler,  hatta arada attığım kahkahalar… Ben değil, dublorüm yaşıyor tümünü… Bu gün kocamın doğumgününü unuttum mesela, nasıl üzüldüm anlatamam. Sessizlikten, boşluklardan nefret ediyorum. Her an, mutlaka bir şeyler yapıp meşgul olmalıyım, Farmville oynamalıyım, müzik dinlemeliyim, çalışmalıyım, tuvalette bile oyalanmak zorundayım. Yoksa, birdenbire üşüşmeye başlıyor kafama geçmişten gelen yüzlerce an. “Hayat tam bir zamanlama oyunu..” dedi az önce arkadaşım Kübra. Ben bunu hep olumsuz olarak algılamıştım bu güne kadar. “Allahım, neden her şey üstüste gelir ki?” diye haykırasım vardı, ama birden şükretmeye başladım. Bu kaybı yaşadığımda iyi ki bir ailem var yanımda, iyi ki oğlum var, iyi ki beni oyalayan işim var, iyi ki babam çok uzun süre bu hastalıkla ömrünü çürütmedi, iyi ki…iyi ki…iyi ki…iyi ki… Züğürt tesellisi mi bilmem, öyleyse de varsın olsun.

Rüzgar’a bir şey anlatmadım. Alışveriş merkezinin oyun salonundaki bilgisayarda, vurdulu kırdılı bir mafya oyunu oynayan çocukların yanına dikilip, hayretle “Anne, bu adamlar neden birbirlerine öyle davranıyorlar?” diye soran oğlumun, ölüm kavramını anlayabileceğini düşünmüyorum, anlaması gerektiğini de sanmıyorum. Bu konuda kimseden akıl istemedim, çoğunlukla yaptığım gibi telefona sarılıp profesyonellere de danışmadım, sadece kalbimi dinledim. Doğru ya da yanlış olarak nitelendirilebilecek bir karar değil, bir seçim bu sadece. O da seçimimi desteklemek ister gibi, soru sormuyor. Babam iş için sık sık seyahate çıktığından, yokluğuna alışkın. Bakalım nereye kadar gideceğiz?

Hayat akıyor dedim ya, küçük bir çocukla gerçekten de akıyor bir şekilde. Ona üzüntümü hissettirmiyorum. Hissettirmemeye çalışıyor değilim, onun yanında gerçekten her zamanki Görkem oluyorum, bilmiyorum nasıl ama oluyor işte. Bizimki de haliyle yeni yeni vecizeler patlatıp beni güldürmeyi başarıyor:

Gece, uyku hazırlığı… İ-Pod’un play tuşuna basılır, Görkem’in özel olarak hazırladığı rehavet albümünden Ludwig van Beethoven, Piano Sonata No. 8 in C minor, Op. 13 / Sonata Pathétique çalmaktadır.

Rüzgar : Anneee

Görkem: Efendim tatlım

Rüzgar : Bu müzik neden böyle… (duraksar, uygun bir kelime bulmak için düşünür) neden böyle… üzülmüş?

ξξ

Rüzgar yatağa yatırılmış, kitaplar okunmuş, sohbetler edilmiş, Rüzgar Bey tarafından saptanan temalara uygun bir masal anlatılmış (Çocuk, Güzel Sanatlar Fakültesi’ne giriş sınavı gibi hikaye yazdırıyor. Dün gece içinde kral, mavi Ford ve Şimşek McQueen’in olduğu bir hikaye istedi mesela), müzik açılarak odadan çıkılmıştır. Görkem, tam tv karşısına kurulma hayalleri kurarken odadan Zbamm diye bir ses duyulur. Bu sesi Patapatatpatata ve Çlink! efektleri izler. Artık Rüzgar’ın azma kapasitesi hakkında kitap yazacak kıvama gelen Görkem, hemen seslerin deşifresini yapar.

Zbamm! : Yataktan atladı.

Patapatatpatata: Koridorda koşuyor.

Çlink!: Bizim odaya girdi ve başucumdaki lambayı açtı.

Hızla odaya dalan Görkem, yanılmadığını anlar. Rüzgar şifoniyerin üzerinde ayaktadır ve elini lambadan içeriye sokmaya çalışırken suçüstü yakalanmıştır.

Rüzgar: (Yüzüne sahte bir gülümseme gerçekleştirir, tam bir yalaka edasıyla) Anneeee, seni gördüğüme çok sevindiiimm.

Görkem: Ben pek aynı şeyi söyleyemeyeceğim.

Rüzgar: Efendim?

Görkem: (Bezmiş) Boşver…

ξξ

Sabah, işe gitme öncesi kudurma seansı… Görkem saçlarını jöleleyerek toplamıştır. Rüzgar oyun oynarken farkında olmadan annesinin saçına dokunur ve elini hemen geri çeker.

Rüzgar: Annaaaa, senin saçın… şey gibi olmuş… çubuk kraker gibi.

Görkem: ???

Rüzgar: Kıtır kıtırrr!

ξξ

Rüzgar okulda… Öğretmeniyle oyun oynarken yanlışlıkla ona “anne” diye seslenir.

İlknur: Rüzgaarr, yanlışlıkla bana anne dediinn, hihi, karıştırdın.

Rüzgar: Hehe! Ama benziyosun napiim.

İlknur: Sahi mi? Nerem benziyor mesela?

Rüzgar: (Düşünür düşünür) Kafan!

ξξ

Kedilerle ilgili bir belgesel seyrederken…

Rüzgar: Annee, evimize kedi alalım mı?

Görkem: Ayyy ne güzel olur di mi Rüzgar? Severiz onu, beraber oyun oynarız, kucağımıza yatırır, okşarııız. Sen de benim gibi hayvanları seviyor musun?

Rüzgar: Eveeett.

Görkem: Harika.

Rüzgar: Anneee…

Görkem: Efendim canım?

Rüzgar: Kedi uzaktan kumandalı olsun ama.

Görkem: ?!?!?!

ξξ

Görkem Açalya‘nın yazısını okuduktan sonra acaip derecede canı çektiği için, psikopata bağlanmış, deli gibi çekirdek yemektedir. Annesini ilk kez böyle gören Rüzgar, yaklaşır:

Rüzgar: Anne ne yiyosun?

Görkem: Çekirdek, tatlım.

Rüzgar: Neyin çekirdeği bu? (Hani kayısının, kirazın falan çekirdeği oluyor ya, bunu da öyle bir şey sanıyor)

Görkem: Bir şeyin değil. Adı öyle, ayçekirdeği.

Rüzgar: (Amma da salladın, der gibi bakarak gayet ukalaca) Anne, ay gökyüzünde olur. Onun da çekirdeği yoktur.

Görkem: Rüzgar’cım, bazı kelimeler aynı şekilde söylenip ayrı anlamlara …. uyy boşver.

ξξ

Gece… Uyku hazırlığı…

Rüzgar: Ben üstümü örtmicem.

Görkem: Olur mu hiç oğlum? Üşürsün.

Rüzgar: Üşümeeemm.

Görkem: Kış mevsimindeyiz Rüzgar’cım. Kışları havalar soğuk olur.

Rüzgar: Ama burası yaz.

Görkem: Off, hadi oğlum ama yaaa!

Rüzgar: Anne, valla yaz. Gel bak.

Görkem yaklaşır, Rüzgar’ın ayaklarını kalorifere dayamış olduğunu görür.

Rüzgar: Benim yatağıma yaz gelmiş anne, sıcacık!

Görkem: Ben seni yerimm yerimm!

ξξ

Rüzgar, odasında oyun oynarken kendini ve etrafı fena halde dağıtmıştır. Görkem odaya girer ve feci durumu görür:

Görkem: Rüzgar, odanın hali ne böyle? Hemen topla bakalım.

Rüzgar: Ama ben toplayamam anne, sen topla!

Görkem: Rüzgar’cım, oyuncaklarını toplamak senin görevin.

Rüzgar: Neden benim görevim, neden sen toplamıyosun?

Görkem:  (Zaten annede kafa 1500, üzüntüler+iş çıkışı kreşe yetiştim/yetişemedim stresi+akşama ne yemek ayarlasam endişeleri üst üste binmiş vaziyette, verecek makul bir cevap bulamaz) Eövv, gak, guk.

Rüzgar: Ha anne?

Görkem: Çünkü ben çok yoruldum Rüzgar’cım, o yüzden bana yardımcı olman gerekiyor.

Rüzgar: Fındık ye.

Görkem: Ha?

Rüzgar: Fındık ye. Sana enerji verir.

Reklamlar

4 thoughts on “Kimdi giden… Kimdi kalan…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s