Genel istek üzerine: Biraz da gülelim…

Kaç seferdir içinizi kıyıyorum yazılarımla, farkındayım. Yine zor zamanlardayız, fakat bu demek değil ki hayatımızda komik şeyler olmuyor. Anneme, Rüzgar’a Allah uzun ömürler versin, her gün yeni yeni bombalar patlatıyorlar.

§§§

Görkem ve Ümit son zamanlarda asosyallikten gebermektedir. Akşam üzeri Görkem’e çok sevdikleri bir arkadaşlarından telefon gelir ve akşam için çocuklu yemek daveti alırlar. (“Çocuklu davet ne ola ki?” diye düşünenler: Çocuğunuz olunca öğrenirsiniz 🙂 ) Okumaya devam et

Ben zaten her acının tiryakisi olmuşum!

Başlığımı abartılı bulanlar olduysa, hemen hayatımdan bir özet geçeyim size:

• Kardeşimin doğduğu özel hastanede, doğumundan sadece bir hafta sonraki dönemde, onlarca bebek kaçırıldı. O zamanlar medya bu kadar güçlü olmadığından olay, zamanın tozlu raflarında unutuldu. O bebeklerden biri kardeşim olabilirdi.

• Çeşitli çalkantılar sebebiyle, ilkokulu iki ayrı şehirde, beş ayrı okulda okudum. Hiç bir zaman üst üste iki sene aynı sınıf arkadaşlarımla olmadım. Bu yüzden net olarak sadece beşinci sınıftaki arkadaşlarımı hatırlıyorum.

• Üçüncü sınıftayken bana kamyon çarptı (Gülmeyin, gerçekten çarptı 🙂 ) Ya da ben kamyona çarptım, tam bilemiyorum 🙂 Kafatasım çatladı, ortakulağım delindi. İki sene korkunç baş ağrılarıyla, duymayan bir kulakla geçti. Okumaya devam et

Minik kahramanımıza…

Üç sene önce, tam da bu saatlerde, hafif hafif yoklamaya başlamıştı sancılar. O kadar okuyan, inceleyen bir anne adayı olmama rağmen, doğum sancılarının kasıklardan geldiğini sanıyordum. Benim belim ağrıyordu. Gaz sancısı gibiydi, akşam fazla kaçırdığım mercimek çorbasını suçladım durdum. Annem (neyse ki yanımdaydı) “Kızım sancıların arasını kontrol et” dediğinde, deli gibi korkmaya başladım. Ya gerçekten doğruysa? Okumaya devam et