Bu ülkede doğmayı ben seçmedim.

Bu ülkede doğmayı ben seçmedim.

Ama bu çocuğu doğurma kararını ben verdim. Daha doğrusu, ben ve eşim verdik. Onu besledim. Umutla büyüttüm. Elimden geldiğince kötülüklerden uzak tuttum. Gereksiz uyaranlara maruz kalmasın diye klip izlemeyi, yetişkin programlarını takip etmeyi bıraktım. O doğduğundan beri “prime time”da televizyonda ne oluyor, bilmiyorum. En son ne zaman televizyon dizisi izlediğimi hatırlamıyorum bile… Evimize senelerce katkılı gıdalar girmedi (Bizden görüp istemesin diye). Okullarını seçerken kılı kırk yardım. Seksist, aptal pop şarkıları diline dolanmasın diye radyo dinlemeyi bıraktım. Çocuğum başarılı olsun, sınavlarda başı çeksin, parmakla gösterilsin diye hayaller kurmadım. İyi bir kalbi olsun, kimsenin üzerine basarak yükselmesin, kendini bilsin istedim. Bunları “iyi bir anne” olmak için değil, doğrusunun, sıradan olanın böyle olması gerektiğine inandığım için yaptım.

Bu çocuk, benim çocuğum. Okumaya devam et

Reklamlar

Yazgı…

A cat looks on as a policeman aims his weapon during an attempted coup, in Istanbul, Turkey July 16, 2016. REUTERS/Kemal Aslan TPX IMAGES OF THE DAY

*

Ne yazacağımı, ne anlatacağımı bilmiyorum.

Sanırım hayatımın en ağır Pazartesi sendromlarından birini yaşıyorum.

Geçen haftanın son iş gününün gecesi, kocamla oturmuş, kendi hayatımızı nasıl yeniden yönlendirebileceğimizi konuşurken; birdenbire tüm endişelerimiz yerini bambaşka bir şeye bıraktı. Sonra, uykusuz, öfkeyle, dehşetle geçen günler ve geceler… Yalan haberler, doğru haberler, hala şaşırabildiğini görerek şaşırmak, camii hoparlöründen yükselen ilahiler, tekbir seslerine karışan kornalar, vandalizm, linç, evlerinin üzerinden F16 geçen arkadaşlarımın korkularına şahitlik etmek, bir yandan, çocuğun için hayata bir yerinden karışma zorunluluğu, geleceği düşündükçe çıldıracak gibi olmak…

Beni tanıyanlar bilir, farklı düşüncelere tahammül eşiğim yüksektir. Kendim gibi olmayan insanların yakın çevremde bulunmalarından rahatsız olmam. Hayatımda hiç bir zaman, böyle bir sebepten sosyal medyada, insan temizliği yapmadım. Ancak bu yaşanan trajedinin öyle ya da böyle destekçisi olanların, 145’i sivil, 208 kişinin hayatını kaybettiği, binlerce kişinin yaralandığı darbemsi şeyin “halkın” iradesiyle püskürtüldüğüne inananların varlığı beni deli ediyor.

Ne yazık ki olanları çözümleyecek derinlikte tarihsel bilgiye sahip değilim. Komplo teorisyenliği yapacak donanımım da yok. Ama söylemek istediğim bir kaç şey var:

1. Öncelikle, darbe olmasını hiç istemedim. Haberi ilk duyduğum anda vücudumu bir ürperti kapladı. Dondum kaldım.

2. Etrafta galeyana gelmeye hazır, korkunç bir topluluk var ve bu çok tehlikeli.

3. Kimseye güvenmiyorum.

4. Gerçekten çok ama çok cahil bir milletiz. Eğitimlisiyle, eğitimsiziyle; okumayı, dinlemeyi, araştırmayı, muhakemeyi bilmeyen bir insan topluluğuyuz.

5. Korkuyorum.

Aşağıdaki fotoğraf, “o gece”ye ait twitter zaman akışımdan kısa bir bölüm. Böyle bir gecenin iki gün sonrasında, bunlar hiç yaşanmamış gibi giyindik, işimize gittik, “bilgilerinize sunarım”lı falan mailler attık, çocuklarımızı futbola götürdük vesaire…
gece

Bir özgürlük sevdalısı olarak, bu memlekette doğmak da benim kişisel trajedim.

Çok sıkıldım… Yarınımı bilmemekten, çocuğuma karşı kuyruğu dik tutmaya, umudumu besleme çalışmaktan, unutmaktan, alışmaktan çok yoruldum.

Şu anda Başbakan Binali Yıldırım, televizyonda açıklama yapıyor. Gündüzleri işimize gidip, geceleri meydanlarda demokrasi nöbeti tutmaya devam edecekmişiz.

Oldu.

Eğer başıma bir şey gelmeyecekse sorabilir miyim? Hangi demokrasi?

A cat looks on as a policeman aims his weapon during an attempted coup, in Istanbul, Turkey July 16, 2016. REUTERS  / Kemal Aslan 

Dünya’nın en yalnız çocuğu

Yaklaşık üç haftadır, Rüzgar’la, uzun zamandır yaşamadığımız bir gelişim dönemecinin üstesinden gelmeye çabalıyoruz.

Rüzgar bu yıl dokuz yaşına bastı. İnsanın eli-ayağı nasıl bağlanıyor, bazen nasıl da biçare kalıyor çocuğu söz konusu olduğunda, unutmuşum… Gece kabuslarını, her an diken üzerinde oturmayı, üç saat uykuyla işe gitmeyi, sürekli kafanı kurcalayan “Ne yapsam, şu yöntemi mi uygulasam, üzerine mi gitsem, kendi haline mi bıraksam?” sorularını unutmuşum.

Hani sizin derdiniz dünyanın en ağır yüküymüş gibi hissedersiniz ya; işte böyle düşünüp çözüm aramak için internette dolaşırken tanıştım David ile. Hiç yaşayamadığı kısacık hayatı, çaresizliği, yalnızlığı vurdu yüzüme yüzüme…  Okumaya devam et

“Şu an bulunduğum yer, benim masalım”

Hayatım, hiç bir zaman gereksinim duyduğu desteği alamamış ya da üzerinde yeterince durulmamış, kuvvetle inanılmamış, tırmalanmamış, dolayısıyla tozlu çekmeceleri boylamış projeler çöplüğü gibi. Geçenlerde bir yazı paylaşmıştım Facebook’da, yazının başlığı “Herkes .ıçıp batırmanızı istiyor” Paylaşırken de şöyle yazdım: “Benim gibi, hayatı boyunca hayallerinin gölgesinde yaşayanlara…” Serkan Mutlu, yazısında hayallerini gerçekleştirmek için çabalayanlara ket vurulmasının bir nevi yurdum insanı refleksi olduğunu belirtiyor ve şöyle diyordu:

Ya başarırsanız? Ya çemberin içindeki bir diğer kişi de size katılırsa? Ya grubun içindeki o normal algısı değişirse? Saniyenin binde biri kadar sürede, karşınızdaki kişi kendisine bu soruları soruyor ve sizin bu yeni kararınızı bir tür tehdit olarak algılıyor. Bisikletle Avrupa turu yapacağınıza dair bilgiyi alır almaz, yaşayacağınız muazzam maceradan bahsedeceğine, “Umarım bisikletin bozulmaz” diye eklemesi bu yüzden: Yapamayacağınızı, hizayı bozamayacağınızı, çemberin dışına çıkamayacağınızı düşünmek istiyor; çünkü kendi tercihinin isabetli olduğunu doğrulamaya ihtiyaç duyuyor.
Demek kendi şirketini kuruyorsun… Gerçekten çok sevindim! Peki sermayen var mı? Ya müşteri bulamazsan… Kirayı nasıl ödeyeceksin?
 
veya…
Demek kendi şirketini kuruyorsun… Gerçekten çok sevindim! Biraz riskli ama en kötü ihtimalle bir işe girersin, ne olacak?
 
Bir önceki örnekten sonra, buna hazırlıklıydınız diye tahmin ediyorum. Emin olun, heyecanla kendi işinizi kurma kararınızı açtığınız arkadaşınız da sıkılıp bunaldığı o ofisten ayrılmayı, zaten hiç sevmediği müdüründen kurtulmayı yüzlerce kere düşündü. Topladı, çıkardı, böldü, çarptı; kredilerini ve kirasını, köpeğinin mamasını, doğalgaz faturasını, apartman aidatını düşündü; sonunda o adımı atamadı ve vazgeçti.
Siz ise yok yere onun bu kararını sorgulamasına sebep oldunuz. Siz o meş’um ağzınızı açana kadar, o konuya dair muhasebe bitmiş, fatura çoktan kesilmişti. Ona kafayı yastığa koyduğu anda üzerine düşüneceği ve belki de pişman olacağı bir konu verdiniz. Bu gerçekten de kabul edilemez!

İşte ben de, ne yazık  ki böyle sözlere prim verenlerdenim. Bunu ajitasyon olsun diye söylemiyorum, kimseyi suçlamıyorum. Kendimden başka. Ama bir düşünün, onlarca rengarenk hayaliniz olduğunu ve hayatınız boyunca hayallerinizi sadece izleyip durduğunuzu. Hele bir de hayal kurmaya yatkın bir mesleğiniz varsa… Hatta sizin hayallerinizden müşterileriniz, patronunuz para kazanıyorsa…

quotes-inspire-success1

Bu yüzden, özellikle cesur, girişimci kadınlara inanılmaz saygı duyuyorum. Bunu kesinlikle saklamıyorum, hatta bazen kıskandığımı da açık açık söylüyorum. Haset değil benimki, hayranlık. Desteklemek istiyorum, elinden tutup bir basamak çıkmasına yardım etmek istiyorum, “Ben yapamadım, sen yaptın. Helal olsun sana!” demek istiyorum.

İşte güzel arkadaşım Burcu da, bu saygı duyduğum kadınlardan birisi. Okumaya devam et

Bizler… Onlar… Çocuklar…

ruzgarÇocuğumuz kitap almak istediğinde ne yapıyoruz? Anlamsız bir soru mu bu? Gidiyoruz, alıyoruz veya internetten sipariş veriyoruz falan değil mi? Değil! Çünkü hayat adil değil. Biz, bir süredir, bir grup kadın, Diyarbakır’daki çocuklar için bir şeyler yapmaya çabalarken (Tabii bu çaba, yine bazılarının kullanmaktan bir türlü vazgeçemediği “bizler” “onlar” kalıplarıyla “süslenerek” anlamsız romantik hareketler gibi gösterilmeye çalışılırken) SEİBA Uluslararası Hikaye Anlatıcılığı Merkezi, harika bir etkinlik oluşturdu. SEİBA Anlatıcıları bu defa masallarını çatışma bölgesindeki çocuklar için anlatıyor. Diyorlar ki: “Bu gecede en sevdiğimiz, kalbimizi titreten, bizi dünyaya bağlayan masalları anlatmak istiyoruz. İstiyoruz ki anlattığımız masallar “zor” durumdaki çocukları da dünyaya bağlasın, onlara bu karanlık dönemlerde ışık olsun.”

Biz, Bodrum’da olduğumuzdan geceye katılamıyoruz ama alanında uzman kişilerin özenle hazırladığı çocuk kitapları listelerinden bir kitabı alıp kargoyla gönderiyoruz. Bu şekilde hep birlikte #Diyarbakır #Sur Bölgesi’ndeki bir ilkokulda kurulacak çocuk kütüphanesine destek oluyoruz. Kitap listesine ulaşmak, rezervasyon yaptırmak için info@seibaanlatimerkezi.com adresine mail atabilir, detayları Facebook’ta “Çocuklar Kütüphanesi İçin Masal Gecesi” etkinlik sayfasından takip edebilirsiniz. 13 Ocak 2016’da, saat 19.30-21.30 arası Teşvikiye Komşu Kapısı Dayanışma Derneği’nde veya parmaklarınızın ucunda.

…Ve tam bu satırları toparlamaya çalışırken aldığımız haberle Suriçi’nde görev alan Mevlüde Ketani öğretmenin, evinde öylece otururken, başına kurşun isabet etmesi sonucu ağır yaralandığını öğrendik. İki çocuk annesi Mevlüde Öğretmen şu an yoğun bakımdaymış, iki çocuğu varmış, durumu ağırmış.

Bu yaşadığımız korkunç dönemi sona erdirecek çözüm nedir, kimdedir, neler yapılabilir bilmiyorum ama ne yaparsanız yapın, ne olur, hiçbir şey yokmuş gibi davranmayın.  

Ne olur…

Facebook’dan bir kısım insan manzaraları…

Bu yazıyı, Lime Bodrum Magazin Eylül sayısı için, bir ay önce yazmıştım. Şimdi yazacak olsam, kim bilir ne “müstesna” eklemeler yapardım… Keşke insanlara, Facebook’da durmadan otu böceği beğendikleri için sinir olduğum yerde kalsaydım.

Şu anda, öyle bir noktadayım ki, en yakınımdaki “arkadaşım” dediğim kişilerin, korkunç paylaşımlarını görüyor ve gelecekten korkuyorum.  Okumaya devam et

Anne, askerde ölünüyormuş!

Hemen hemen her erkek çocuğu gibi, Rüzgar da tüm üniformalı mesleklere hayran. İlla üniforma giyerek karizmatik görünmek istiyorsa asker, polis falan olmasındansa, aşçı olmasını tercih ederim ben tabii ama hevesini kırmıyor, ses çıkartmıyorum şimdilik. Yaz başında Meltem Hücumbotu gezimizde bu hayranlığı had safhaya ulaştı. Kendince haklıydı da, hatta o gezimizi şöyle paylaşmıştım.

Okumaya devam et