Bodrum Global Run Macerası: Koşmak ya da koşmamak ;)

Bodrum Global Run organizasyonundan az önce geldim ve ayağımın nasırıyla, pardon… tozuyla yazıyorum bu satırları. Nereden aklıma düştü bilmiyorum ama bu koşuyu duyduğum anda, katılmak için inanılmaz bir istek duydum. “Hayatında koştun mu” derseniz, koşmadım. Hatta hayatımda yoga dışında, hiç bir fiziksel güç gerektiren alanda kendimi daha iyi olmak için zorlamadım. Üstelik karakter olarak tembelim. Ertelerim, üşenirim, kafam çabucak dağılır, konsantrasyon güçlüğü çekerim falan. Huyumu bildiğimden önceden duyurusunu yaptım ki, kendimi kontrol altında hissedeyim, böylece motivasyon sağlayayım.

Şöyle demiştim Instagram’da:

Lemons

Şu güne kadar, ağırlıklı olarak limon kopartmak için ağaca tırmanmama yarayan bu ayakkabılar, son anda bir aksilik çıkmazsa, 3 Mayıs’ta Parıltı Görmeyen Çocuklara Destek Derneği yararına yapılacak Bodrum Global Run’da koşacaklar. Daha doğrusu, tahminimce benim açımdan olay şöyle gelişecek:

Start: Havalı bir çıkış

0-3. kilometreler: Hafif koşu

3-6. kilometreler: Sağa sola bakarak tempolu yürüyüş

7. kilometre: Dilimin dışarıya çıkışı ve bu işe neden kalkıştığımı sorgulama süreci

8-9. kilometreler: Sürünme (Belki bir kaç damla gözyaşı da dökebilirim)

10. kilometre: (Eğer görebilirsem) Sona gelmenin verdiği gazla atılan depar ve hala finish noktasında insan kaldıysa onlarla kucaklaşma 🙂

“Elinde telefon lak lak anlatacağına, dışarı çık da biraz antrenman yap” diyenler varsa…. Ege ruhunu hiiiiç bilmiyor demektir:)

Gidişat az-çok tahmin ettiğim gibi oldu. Bir kere bile doğru dürüst antrenman yapmadım. Yok oğlanın bilmemnesi, yok evdeki şu iş, ay hastayım halim yok, belim kötü, kızlarla buluşma falan derken geldi çattı 3 Mayıs. Kaçacak yerim yoktu, Bodrum Mutlu Anneler’deki şahane kadınlar sürekli birbirine gaz veriyordu ve ben bu sayede “Ay yapamayacağım” diyemeyeceğim bir noktaya geldim.

Sabahın köründe kalktım, muzumu yedim. Bakın, Allah için, yemekle ilgili kısımlarda acaip başarılıydım. Bir gün önceden makarna ye diyorlar, hop makarna mideye. Muz yemek lazımmış, eyvallah. Bir gün öncesinde dinlenecekmişiz. Başım üstüne. (“Ne yaptın da dinleneceksin ki” derseniz valla alınırım 🙂 ) Bu arada Spotify’dan Yonca’nın koşu listesini takipteyim. Sadece sosyal medya üzerinden tanışmış olmamıza rağmen WhatsApp’ten Fevzuş‘tan sürekli tüyolar alıyorum. Yani teknik olarak tam anlamıyla hazırım da… tek sorun koşmuyor olmam 🙂

FullSizeRender (1)

Neyse, dediğim gibi, kalktık, etkinlik alanına gittik. Mutlu Anneler’den Sadife dedi ki, “Isınmamız lazım” İyi ısınalım. Başladık, streching, hafif koşu falan. Yalnız ortada bir sorun var: “E ben şimdiden yoruldum!” İşte o zaman belki de ilk kez kendi kendime, “Başın belada kızım” dedim. “Cümle aleme de yaydın, geri dönemezsin. Bu yarış bitecek ama nasıl bitecek?”

Müzikler başladı, gazlar alındı, başlangıç noktasına üşüştük. Ben fiziksel olarak süper görünüyorum (En azından öyle hissediyorum, kulaklıklar, sporcu sütyeni, taytlar falan tam techizatlıyım) ancak içim kofti. O ara ciddi ciddi kestirmelerden falan yolu kısaltma planları yapmaya başlamıştum ki, ayakkabılara gittiğimiz yolu izlemeyi sağlayan bir çip taktılar. Kahrolsun bağzı teknolojiler!!

go

Yarış başladı, hmm hafif koşu, fena diil. Hülya Avşar gibi koşuyorum ama olsun. Bir takım moral bozucu insanlar taa ileride nokta halini aldılar çoktan falan. Ona da olsun. O noktada asıl derdim, beni alkışlamak için sahilde, Yalı Cafe’de bekleyen oğlumun ve kocamın önünden aslanlar gibi koşarak geçmek ve bu esnada havamı bozmamak. Bir Türk Anası kolay yetişmiyor dostlar! Neyse şükür, geçişimizi yaptık, hızlı tempolu yürüyüşe geçtim. İyiyim. Biraz boğulur gibi mi oldum ne, yok canım iyiyim. Bir süre sonra tempomu da ayarladım. Kendimi ciddi ciddi iyi hissediyorum. Yalnız bu iyilik hali, karşı yönden gelen, daha yarışa başlayalı yarım saat olmuşken bana tur bindiren arkadaşları görünce bir anda bozuldu. Sonra silkindim, “kızım onlar profesyonel koşucudur, sen koca popolu bir tam zamanlı annesin. Yürü git, işine bak” dedim. Sonra bir baktım, aaa bizim annelerden de kaç tanesi tur bindirenler içinde. “Sorun sizde değil, bende” diyerek ilerledim. İlk beş kilometre nefes sorunumu dengeledikten sonra iyi geçti. Belki 5K yapar bırakırım diyordum, baktım iyiyim devam ettim.

7. kilometreye gelince beynim uyuşmaya, ayaklarım zonklamaya, ellerim titremeye başladı. Çipi okutma noktasına yakındım. Biraz ileride ne güzel kafeler vardı. “Kızım deliler mi kovaladı seni? Ne parçalıyorsun kendini? Git şuraya bir Türk Kahvesi ısmarla, otur mis gibi marinadaki teknelere bak, hayal kur” diye düşünmeye başladım. Cidden düşündüm bunu. Şöyle duraksar gibi oldum. O sırada dönüş noktasındaki görevlilerden biri bendeki bu tereddütü hissetmiş olmalı ki, ‘Hadi bakalım, durmak yok. Çok az kaldı. Devaamm’ diye bağırdı. İyi ki de bağırdı. Yoksa kahvemi içiyor değil, hayal kırıklığına uğrattığım oğlumu düşünerek tırnaklarımı yiyor olacaktım. 

Asıl bittiğim an ne zaman oldu biliyor musunuz? Geriye bakmak için döndüğümde gördüğüm o sinir bozucu boşluk. Arkamdan gelen görünürde kimse yoktu. Uzunca bir süre Özge Ulusoy ile arka arkaya gitmiştik. O da yoktu 😦

IMG_7149 (1)

Bu durumda, büyük ihtimalle, gerçekten sonlardaydım. Gerçi bu, benim klasmanımdaki (Hülya Avşar koşuşu klasmanı) çoğu kişinin 5 kilometre koştuktan sonra yarışı bırakmasından kaynaklanıyordu ama yine de o anda büyük bir yalnızlık ve pişmanlık hissettim. Sanırım yarışın benim açımdan en zor kısmı burasıydı. Bu noktada, motivasyonun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hissettim. Bir de Bodrumluların böyle şeylerle pek ilgilenmediklerini. Çünkü ne zaman bir turist grubunun yanından geçsem çılgınca alkışlıyor tezahürat ediyorlardı. Ancak esnaf, çevredekiler genelde keh keh gülerek bakmakla yetiniyordu. Kırk yılda bir hızlanayım dedim, bir amca, bir elinde zeytin bidonu, diğerinde şevketibostan, önüme geçti, bir de ters ters baktı bana 🙂 Belki de haklıydılar. Bodrum’da, deliler gibi koşmaktan başka yapılacak başka şeyler vardı ve biz ona engel oluyorduk.

Gerçekten (ama gerçekten) çok zor geçen son iki kilometrenin ardından işte finish noktasındaydım. Allahım başarmıştım. İnanamıyordum. Utanmasam, gülümseyerek boynuma madalyayı takan kıza sarılacaktım. Hemen bizim kızların yanına gittim. (Çoğu çoktandır oradaydı ve başıma bir şey geldiğinden endişe etmeye başlamışlardı 🙂 ) Bodrum Mutlu Anneler grubumuzdan, kendi yaş gruplarında üç kişi ilk yirmiye girdi. Diğer kızlar da, kayda değer dereceler elde ettiler. Ben de son 20’ye kalarak grubumuzun başarısını dengeledim. İkizler burcuyum ya, o bakımdan 🙂

Biliyor musunuz, artık umurumda bile değildi. Amacım 10K’yı tamamlamaktı ve hedefime ulaşmıştım. 1:44.06 ile son 20’deydim ama kendimle gurur duyuyordum!

IMG_7153 (1)

Kendimle gurur duyuyordum çünkü; ilk şoku atlattıktan sonra, sona kaldığım için utanmadım. Bana tur bindirenleri coşkuyla alkışlarken zaman kaybettiğim için pişman olmadım. O sokaklarda tek başıma yürürken sık sık başımı göğe kaldırıp “Az kaldı” dedim “Başarıyorsun, aferin be sana!”

11174696_799164270167906_3497176961068982707_o

mutlu anneler

Şimdi oğlum soruyor, “Dereceni televizyonda mı açıklayacaklar anne?”

“Evet oğlum” dedim, “EuroSport’da akşam haberlerinde verecekler” 🙂

Hepimiz şahaneyiz (Biz kadınlar, biraz daha mı şahaneyiz ne…) Sadece birazcık müzik, biraz da alkış lazım havaya girmemiz için. Bir daha koşarsam (ki koşacağım) buradan söz veriyorum ki, bir daha hiç dönüp arkama bakmayacağım. Hayatta da yapmamız gerektiği gibi.

medal

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s