Anne, askerde ölünüyormuş!

Hemen hemen her erkek çocuğu gibi, Rüzgar da tüm üniformalı mesleklere hayran. İlla üniforma giyerek karizmatik görünmek istiyorsa asker, polis falan olmasındansa, aşçı olmasını tercih ederim ben tabii ama hevesini kırmıyor, ses çıkartmıyorum şimdilik. Yaz başında Meltem Hücumbotu gezimizde bu hayranlığı had safhaya ulaştı. Kendince haklıydı da, hatta o gezimizi şöyle paylaşmıştım.

Okumaya devam et

Reklamlar

“Böyle günler de çok hede hödö” mü?

Geçenlerde Facebook’da şu iletiyi paylaştım:

Islak ellerimi sildiğim kağıt havluyu, bir daha kullanmak için kurusun diye tezgaha serdiğime göre artık anneme dönüşme yolundaki evrimim tamamlanmıştır!

Her kız çocuğu büyüdükçe annesine benzer önermesine şiddetle karşı çıkardım oysa… Annem benim rol modelim değildi. Biz, çatışan anne-kızlardandık. Evimizden sık sık “Sen beni hiç anlamıyorsun” haykırışları yükselirdi. Arkasından çarpılan kapılar, önceleri oda kapısı, sonra, biraz büyüdüğümde de sokak kapısı. Bir dönem, kapının menteşelerinin yerinden çıktığını hatırlıyorum:)

Okumaya devam et

Bodrum Global Run Macerası: Koşmak ya da koşmamak ;)

Bodrum Global Run organizasyonundan az önce geldim ve ayağımın nasırıyla, pardon… tozuyla yazıyorum bu satırları. Nereden aklıma düştü bilmiyorum ama bu koşuyu duyduğum anda, katılmak için inanılmaz bir istek duydum. “Hayatında koştun mu” derseniz, koşmadım. Hatta hayatımda yoga dışında, hiç bir fiziksel güç gerektiren alanda kendimi daha iyi olmak için zorlamadım. Üstelik karakter olarak tembelim. Ertelerim, üşenirim, kafam çabucak dağılır, konsantrasyon güçlüğü çekerim falan. Huyumu bildiğimden önceden duyurusunu yaptım ki, kendimi kontrol altında hissedeyim, böylece motivasyon sağlayayım. Okumaya devam et

Çocuğunuza hak ettiği gibi bir hayat veremediğinizi mi düşünüyorsunuz? Bir daha düşünün.

Sarsıcı fotoğraf sanatçılarını seviyorum ben, yüzüme tokat  olup çarpanları; Diane Arbus, Brenda Ann Kenneally, Tomasz Gudzowaty gibi.

Brenda Ann Kenneally, bir anne; Belgesel fotoğraf sanatçısı ve disiplinlerarası bir sanatçı olarak bilinse de o kendini “fotoğrafçı” değil “fotoğraf çeken” olarak tanımlıyor. Fotoğraf sanatçısı yerine de “Dijital halk sanatçısı” terimini tercih ediyor.

Brenda

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kenneally, gerçek olanı estetize etmeden, tüm çıplaklığıyla yansıtma tutkusuyla fotoğraf çekiyor. Kendisini Amerika’nın (Özellikle de New York’un) sefalet çeken, korkunç koşullarda yaşayan, dezavantajlı kesiminin yüzünü, tüm çıplaklığı ile yansıtmaya adamış. Alıp duvara asılacak türden fotoğraflar değil onunkiler, aksine, bir kez baktıktan sonra saklamak, görmek istemeyeceğiniz türden.

Kenneally, Manhattan’ın kuzeyinde, Troy isimli bir bölgede yaşamış. 17 yaşında hamile kalıp kürtaj olmak zorunda kaldıktan sonra, alkol bağımlığı ve sistemle boğuşarak oradan ayrılıp grup evlerinde kalmaya başlamış. Bağımlılıktan kurtulmasının ardından Okumaya devam et

Sen; kim bilir rüzgârlı eteklerinle, şimdi hangi iklimdesin?

 

Sen kim bilir rüzgârlı eteklerinle

Kim bilir hangi iklimdesin, ben

Sensiz bu sessizlikle

Deliler gibiyim sensiz

Bu sessizlikle *

 

Buraları sensizken sevmek o kadar zor ki… Kaç defa karıştı gözyaşlarım yağmura, denize, çok sevdiğimiz Bitez’in kumlarına, Bodrum rüzgarlarına biliyor musun? “Yaş aldıkça, gitmelere, terk edilmelere alışmak lazım” diyorlar… Ama ya zamansızlara..?  Okumaya devam et

Rüzgar, Halloween’a da karşı!

Dün gittiğimiz restoranın sahibesi, Rüzgar’a, Cadı Parmağı yemek ister mi diye sordu (Memleketçe Halloween Bayramını idrak ediyoruz ya, o bakımdan, aşağıdaki gibi parmak şeklinde kurabiyeler yapmışlar).

IMG_7349

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Rüzgar kadıncağızın zarif sorusuna sert bir cevap verdi: Okumaya devam et