Rüzgar’a ölümü anlatmak…

Geçen hafta, Instagram’da paylaştığım bir haber, hayatımın unutulmayacak yürek çırpıntılarından biriydi benim için. sonunda

Haberi paylaşmamdan sonra, özellikle konuyla ilgili hassasiyetimi bilenlerden, neler yaptığımı, nasıl anlattığımı öğrenmek isteyen çok sayıda mail ve soru aldım. Bu yazıyı, hem sorulara cevap vermek için, hem de içimi dökmek için yazıyorum.

Babamı kaybedeli iki sene oluyor. Ve ben iki senedir bu ağır yükle yaşıyor-d-um. Rüzgar’a gerçeği söylemediğim için beni çok eleştirenler oldu. Aslını isterseniz, eleştirileri zerre kadar umursamadım. Ben çocuğumu tanıyordum… Zamanı değildi… Sudan çıkmış balığa dönecekti. Zaman zaman endişelerim, geri dönüşlerim, çıkmazlarım olmadı mı? Oldu. En büyük çelişkiyi Kayısı Çiçekleri başlıklı yazımda anlatmıştım.  

Kendimce yaptığım çıkarımlar şunlardı:

• Rüzgar konuşmaya başlamamıştı (Tam olarak konuşmaya 3,5 yaşında başladı) Dolayısıyla ona gerçeği söylersem konuyla ilgili neler hissettiğini bilemeyecek, kafasından geçenleri anlayamayacaktım.
• Yakınlarımızın ve öğretmenlerinin büyük özverileri sayesinde Rüzgar yaşadığımız ağır hastalık ve ardından gelen yas sürecine şahit olmadı. Babam hastanedeyken, güzel öğretmenleri gecelere kadar benim dönmemi beklediler, okulu Rüzgar için açık tuttular. İstanbul’daki duada, yine can arkadaşlarım gelerek babaannemin yatak odasında Rüzgar’ı saatlerce oyaladılar.
• Babam sık sık iş için şehir dışında bulunduğundan, yokluğunu bir süre için idare edebilecektim.
• Hepsinden önemlisi, benim bunu kaldıracak yüreğim yoktu. Üst üste öyle büyük sıkıntılar yaşamıştık ki, Rüzgar’la konuşmaya başladığım anda kontrolü kaybedeceğimi biliyordum.

Sonuçta, kararımı verdim ve okul pedagoguna danıştım. Pedagog, şu an için kararımı hayata geçirebileceğimi, zaten o yaşta bir çocuğa yakınını kaybettiği haberini vermeden önce uygun bir şekilde ölüm kavramını anlatmak gerektiğini söyledi. Bir süre bunu hazmetmesini bekleyip daha sonra anlatabilecektik. Yalnız doğrudan sorarsa asla yalan söylemememiz gerektiğini önemle belirtti. Ölümü, kendi dini inançlarımız doğrultusunda anlatmamızı, hastalık, yaşlılık, hastane, seyahat gibi kelimeleri de kullanmamamızı, aşırı tepkilerden (aşırı gözyaşı veya maske takmış tarzda soğukkanlılık ifadesi gibi) kaçınmamızı, mümkün olduğunca doğal davranmamızı salık verdi.

Aylar geçti, bir gün balığımız öldü. Eşim, Rüzgar’ı yanına çağırarak balığı gösterdi ve öldüğünü söyledi. Rüzgar herhangi bir tepki vermedi. Günler sonra birlikte yürüyüş yaparken konuyu açtı:

– Anne, ölmek ne demek?
İşte o an gelmişti. Hiç unutmuyorum, sonbahar mevsimiydi, yerler yapraklarla doluydu. O yapraklara baktım ve şöyle dedim:
– Rüzgar’cım, biliyor musun, doğada her şeyin bir zamanı vardır. Zamanı dolduğunda o gider ve başka bir şeye dönüşür. Mesela bu yapraklar öldüler, şimdi toprağa besin olacaklar, kuşlara yuva olacaklar…
– Balığımız ne oldu?
– O da suya karıştı.
– Yani balık dönüştü mü?
– Evet tatlım.
– İnsanlar da dönüşür mü?
– Evet, dünyadaki zamanları dolduğunda insanlar da giderler.
– Onlar neye dönüşür?
– Onlar… Onlar, güzel anılara dönüşürler.

Normalde, saniyede binbeşyüz soru sorma kapasitesine sahip olan Rüzgar, bu noktada sustu ve ben de sustum. Konuyu tam olarak anlayabildiğinden emin değildim yine de deşmekten korkuyordum.

Aylar aylar geçti… Yüreğimin çırpıntısı dinmedi, acılarım azalmadı, sadece şekil değiştirdi. Bu arada artık bu yükü daha fazla taşımak istemediğimi farkettim ancak bu sefer de Rüzgar’ı doğrudan karşıma alıp konuşma yapmayı doğru bulmuyordum. O sorsun istiyordum. İşin inanılmaz yanı, Rüzgar dedesini her fırsatta andı. O andıkça benim kalbim acıdı. Babamın ölüm yıldönümünde yazdığım gibi “bu dünyada en çok sevdiği varlığı, torunu, onsuz büyüdü, okula başladı, bahçede koşturdu, ama onu asla unutmadı. Ve o varlık, bir daha kayısı çekirdeğini çekiçle kabuğunu kırarak yemedi. Sallanması için bahçedeki ağaca dedesinin astığı ipi kaldırmamıza izin vermedi, orada sallanmadı da… Hastalığı süresince istirahat ettiği odada kimsenin yatmasına razı olmadı, orası “Reşat Dede’nin odası”ydı.”

Sonunda geçtiğimiz cuma günü, mutfakta otururken, Rüzgar dedesinin duvardaki resmine baktı ve adeta iç çekerek
“Benim Reşat Dedem” dedi. İçimden alev alev bir şeyler geçti. Hissettim, zamanı gelmişti. Kendi kendime “Haydi oğlum, şimdi sor. Sor da bitsin bu” dedim. Oğlum bir kez daha beni duymuştu, sert bir şekilde döndü ve resmen azarlar bir tonda
“Anne benim Reşat Dedem nerede?” diye sordu. “Rüzgar, hatırlar mısın, sana doğada her şeyin bir zamanı var demiştim” dedim.
Durdu, gözleri bulutlandı, direkt “Yoksa öldü mü?” dedi… Yutkundum
“Evet canım” dedim.

Gözlerini faltaşı gibi açtı. O bakışını hiç unutmayacağım. Ellerini yanlarında yumruk yaptı, gözleri doldu doldu doldu… Gözyaşı koskocaman bir yumak olup pıt diye halıya düştü. Öylece bakıyorduk birbirimize. Usulca yanağını okşadım.

“Anne sizin zamanınız ne zaman dolacak?” diye sordu. Bu konuda yalan söyleyebilirdim işte…
“Milyonlarca yıl sonra” dedim. “Kaplumbağalardan bile uzun yaşayacağız”

Güldü… güldük.

“Ölen kişiler nereye gidiyor?” dedi. “Bizim dünyamıza hiç benzemeyen, bambaşka bir dünyaya” dedim. Bir süre sessizce oturduk. Sonra salona, arabalarıyla oynamaya gitti. O gece, uzun zaman önce satın aldığım, doğru zamanı beklediğim için Rüzgar’la paylaşmadığım kitabı, Büyük Babam Nasıl Biriydi’yi okudum ona ilk kez, sesim titreyerek.

Keşke hep güzel şeyler anlatsak çocuklarımıza… Keşke kafamıza tek taktığımız tuvalet eğitimi, şımarıklığı, yememesi, uyumaması vs. olsa…

(…) Gökyüzünün başka rengi de varmış! 
Geç farkettim taşın sert olduğunu. 
Su insanı boğar, ateş yakarmış! 
Her doğan günün bir dert olduğunu, 
İnsan bu yaşa gelince anlarmış. (…)*

Not: Bu zorlu süreçte BlogcuAnne’nin Anneler ölür mü? başlıklı yazısından, yine bu yazı sayesinde haberdar olduğum Büyük Babam Nasıl Biriydi?  kitabından çok faydalandım. Yeri gelmişken Sevgili Elif’e teşekkür etmek istiyorum. İyi ki yazmış… iyi ki yazıyor.
* Ümit Yaşar Oğuzcan, Otuzbeş Yaş şiirinden.

Reklamlar

45 thoughts on “Rüzgar’a ölümü anlatmak…

  1. bence de en iyisini yapmışsın. çevremizdeki herkes maşallah her konuda bilirkişi. çocuğa niye öyle yapmadın? neden böyle yetiştirmedin? neden bunu öğretmedin? her çocuk her insan gibi farklı. ve çocukların da insanlar gibi bazı şeyleri kabul edebilmeleri, anlamaları için uygun zamanlar var. ve bence bunu en iyi bilen kişi annedir. sen rüzgar için uygun olan zamanı bulduğuna inandığın vakit bunu gerçekleştirmişsin. en doğrusu da bu. tecrübelerime dayanarak…

  2. Cok duygulandim, goz yaslarim suzuldu. Ama cok cok duygusal, bir o kadarda guzel anlamis bence Ruzgar. Cocuklarimiz o minicik yurekleri ile bizden daha metanetliler ve bun da yureginin cok ozel bir yerine koyup, saklayacak bence. Hatirladikca huzunlense de hep kalbi mutlu olacak, o az ama sevgi dolu anilari ile.

    • Zaten bir anda bağlantıyı kurup, her şeyi birbirine ustalıkla bağlamasına o kadar şaşırdım ki… Bu çok doğal aslında, şaşırmak anlamsız, çünkü dediğin gibi onlar bizden daha metanetliler.

      Ne yazık ki yıllar geçtikçe ister istemez unutacak dedesini, neyse ki yüzlerce film çekmiştim babamın hastalığını öğrendikten sonra. Hala izleyemesem de, bir gün oturur oğlumla izleriz belki…

  3. Yazının sonunda gözümden bir damla yaş kendiliğinden düşüverdi.Rüzgara sarılıp, yanaklarından öpüyorum öncelikle.2 ay kadar önce eşim babasını kaybetti ve kızımın hayatını ne kadar çok doldurduğunu anlamış olduk bizde.Önce dedesinin her zaman oturduğu koltuğa “kimse oturmasın” ile başladı herşey, “Anne sen ölme” cümlesine kadar geldik.Ölümü açıklarken aynı senin cümlelerin üzerinden gittik bizde.Cenaze ve taziye ziyaretlerinden mümkün olduğunca uzak tuttuk.Buna rağmen o kadar çok etkilendi ki…en son bebekleriyle oynarken “bunun annesi ölmüş” cümlesini duyduğumda uyuştum sanki…5 yaşına girmeye hazırlanan bir çocuğa genç annesini ,yeğenini de bebek kaybetmiş biri olarak burnum sızlamadan,küçülmeden ölümü anlatmak zordu.Ama samimi oldum…Özlediğimi,üzüldüğümü de söyledim…Sadece dinledi.Çok güzel bir yer de olduklarına güvenip “Dedem de ananemin yanında mı?…arkadaş mı onlar?” dedi. Ah şu çocuklar! Albümlere baktık sonra…Ne kadar küçük olduğumu görüp güldük:)” Ne anladı sence?” dersen sevdiklerini kaybetme korkusuyla tanıştı.36 yaşındayım ve hala aynı korkuyla küçülüyorken küçücük bir yürekten ne bekleyebilirim ki…
    Sevgimle takipteyim:)

    • Güzel kalpli çocuklar… Ne yazık ki bazen böyle acılarla büyüyorlar.
      Öteki dünya olayını anlatıp anlatmamak konusunda çok kararsızdım. Manevi anlamda çok yönlendirmek istemiyordum. Ama gördüm ki bu olay Rüzgar’ı çok ama çok rahatlattı. Demek ki güzel bir şey, umutlu bir şey başka bir dünyada buluşma düşüncesi 🙂 Şimdi onunla ilgili gelmesini beklediğim sorulara hazırlanıyorum 🙂
      Sevgiler bizden de…

  4. Bence hep biliyordu Rüzgar sadece bir ad koymamıştı gidişine ve hazır değildi duymaya, ağlamaya. Herşey vaktini bekler derler ya vakti geldi, bunu Rüzgar belirledi, hazırdı duymaya o gidişin adını koymaya ve koydu. Allahtan bir kez daha babana rahmet dilerim, mekanı cennet olsun Görkemciğim.

    Yava hareket ederseki kabuğumuza çekilirsek kaplumbağalar gibi yaşarız belki hııı 🙂

    • Sağol Tüten’cim. Bir çok yakınımız senin dediğin gibi düşünüyor. Rüzgar, resmen bilmezlikten geldi diyorlar. Ama daha önce hiç ölüm olayı yaşamadığı için ben pek böyle düşüneceğine ihtimal vermiyorum.
      Şu kaplumbağa gibi yaşama meselesine odaklanalım biz, evet 😀

  5. Canımm Görkemimmm,
    Allah başka acılar göstermesin bundan sonra sizlere…Rüzgarcığımın o güzel yüzü hep mutlulukla ışıldasın inşallahhh…
    ahhh güldürmeyi bildiği kadar ağlatmayı da çok güzel beceren akıllı ve güzel kadın ahhhh,mahvettin beni 😦

  6. bulunduğum bu dönemde benim için de cevap oldu ablacım. o an sizi göremesem de sahne gözümün önüne geldi ve boğazımda düğümler..

  7. Sevgili Görkem;
    Tam da yarama tuz bastın:((Uzun zaman yoğun bakımda kalan babaannemizi ocak ayında kaybettik ve ben bunu 5,5 yaşındaki kızıma anlatacak dil bulamadığım için hala söylemiş değilim:((Çocuk hala hastane’de olduğunu düşünüyor ve sık-sık ”çok özledim,ne zaman dönecek babaannem” diye soruyor..Senin izlediğin yoldan konuya girsem başarabilir miyim acaba?Zamanı gelmiş midir bilmem ki:(En azından bir nabız yoklamakta yarar var,çünkü sonsuza dek bu yalanı sürdüremem..Bu konuyu bizlerle paylaştığın için
    çok teşekkürler!!Resmen rehber oldun bana:))

    • Başınız sağolsun. Herkesin çocuğu farklı tabii ama Rüzgar da tam 5,5 yaşında. Düşündüğümden çok daha olgun karşıladı. Eğer böyle bir ön hazırlık yapmasaydım eminim daha ağır olacaktı onun için. İyi şanslar. Gelişmeleri haber verebilirsen çok memnun olurum..

  8. Sabah sabah benim de gözüm aynen Rüzgar’ınki gibi doldu ve pıt diye düştü bir damla 😦
    Zamanını beklemekte en doğru kararı vermişsin bence tebrikler yüreğinizin gücüne!
    Sevgiler

  9. Görkemcim,ne yazsan öyle içten yazıyorsun ki sanki seninle birlikte bende yaşıyorum an be an…Blog yazarları birbirinden birçok şey öğrenir tavsiyeler alır ya hani,bu yazınla bi kere daha anladım ki biz hayatla başa çıkmayı da birlikte öğreniyoruz galiba…Hergün birimiz bi diğerine rehber oluyor.Ve ben bu güzel insanların arasına karıştığım için çok mutluyum…Yürekten inanıyorum ki babacığın da sizi izlerken mutlu oluyor.Rahmeti bol olsun…

    • Pınar’cım, ben de aynı şekilde düşünüyorum. Birbirini takip eden blog yazarları arasında bambaşka bir bağ oluşuyor. Dostluk gibi, arkadaşlık gibi ama başka türlü bir şey…
      Amin canım, çok teşekkür ederim.

  10. Görkem görmemişim bu yazıyı. Ağlayarak okudum. Ama anlatılabilecek en iyi şekilde anlatmışsın. Allah başka acı göstermesin 😦

  11. Yazılarınızı 2 seneden biraz daha uzun zamandır takip ediyorum kimi zaman guldurdunuz kimi zaman ağlatınız benim de premature bebeğimin yeni doğduğu zamanlardı şimdi 2,5yasinda.Gece gece yine ağlatınız basınız sagolsun ve Allah sabir versin

  12. Geri bildirim: Rüzgar’a ölümü anlatmak… İkinci defa. | "Rüzgar"lı günlerim ve gecelerim

  13. boyle anlar oluyor. Yaziyi okuyorsun ve o an onu yazan yuzunu bir kere bile gormesen de tanidigin insanin elini tutmak istiyorsun. Keske yapabilsek. keske su an elini tutabilseydim gorkem. sen aglasaydin, ben aglasaydim. Sarilsaydik resat amcayi, refik amcayi ansaydik. Sen anlatsaydin ben dinleseydim. Inan su an cok yaninda olmak istedim. Iyi olun siz. siz hep iyi olun. cok uzaklardan sana sariliyorum…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s