Bu bir “Anneler Günü” değil, “Annelik” yazısıdır…

Bu hafta, televizyonlar bangır bangır annelerimizin sevgisinin karşılığını tost makinalarıyla, pırlantalarla, arabalarla, mutfak robotlarıyla ödeyebileceğimizi müjdeler, kocalarımız bizim için “zoraki” hafta sonu planları yapmak için yırtınırken ben size bir anne-kız öyküsü anlatmak istedim. Hüzünlü, sıcak ama gerçek bir öykü.

Annem by-pass operasyonunun ardından yoğun bakımda yatarken, onu günde bir defa on beş dakika görme iznim vardı. Annemi onlarca makinaya bağlı, etrafındaki aletler durmadan “biip biip” diye öterken görmek istemediğim için ayaklarım geri geri gider ama ziyaret etmemeyi de göze alamazdım. İçeriye her girişimde, hemen sağdaki yatağın içinde, boynundan, göğsünden koca koca hortumlar çıkan, sapsarı saçlı on yaşlarında küçük bir kız çocuğuna gözüm takılır, içim parçalanırdı. Bu güzel kız, ben ne zaman girsem, yarı oturur vaziyette öylece  durmuş, sessiz sessiz ağlıyor olurdu. Onun böyle bağırmadan, içli içli ağlayışı o kadar üzerdi ki beni. Hemşirelerin başını okşayıp “Sırmaa, canıım, bak geçecek, yarın çok daha iyi olacaksın tamam mı?” diye onu teselli etmeye çalıştıklarını görürdüm. Bir gün dayanamayıp hemşireye sordum, “annesi nerede?” diye… Doktoru talimat vermiş, makinadan ayrılmadan anne-babayı içeri almayın demiş. Gerçekten kadıncağız kızının o halini görse herhalde aklını kaçırırdı.

Aradan iki ay geçti, annem hastaneden çıkmış, kontrol zamanı gelmişti. Doktorun muayenehanesinde beklerken bir baktım sarışın bir kız, koridorda zıp zıp zıplıyor… Gözlerim dolu dolu yanındaki kadına yaklaştım, “yoksa bu Sırma mı?” diye sordum. Kadın “Sırma ya, hasta yakını mısınız siz de?” dedi. “Evet”dedim. Meğerse kadıncağızı Sırma yoğun bakımdan çıkana kadar içeri sokmamışlar. “Siz gördünüz demek, nasıldı kızım, ağlıyor muydu?” diye sorduğunda, “Yoo hiç ağlamıyordu, uyuyordu hep” diye koca bir yalan attım. Ne söyleyebilirdim ki… Sonra kızını yanına çağırdı. Onu kucakladım sıkı sıkı… Nasıl mutlu, nasıl hareketliydi. Çocukların kuvvetine bir kez daha inanamadım. Benim ilgilendiğimi farkeden annesi, anlatmaya başladı yaşadıklarını: Güzel Sırma’nın, bir kalp kapakçığı değişmiş ve kalbini adeta parça parça eden bir çok delik onarılmış. Ameliyattan sonra tam bir hafta hiç konuşmamış Sırma. Annesi ona yaklaşıp bir şey sorduğunda, pıtır pıtır gözyaşı döküyormuş sadece, yine sessizce… Üzerine gitmemişler. Bir hafta sonra, annesi onu temizlemek için soyduğunda ilk cümlesini kurmuş, Boynundan başlayıp karnına kadar inen büyük ameliyat izini göstermiş ve: “Anne, bu çok çirkin” demiş. Bu söze karşılık annesinin, o ilkokul terk, Denizlili köylü kadının yaptığına inanamayacaksınız: Hemen mutfağa gitmiş, bir keçeli kalem almış, kızının göğüslerine iki tane göz, ameliyat izinin bittiği yere de ağız çizip bir gülen surat yapmış ve “- Bak, şimdi de komik oldu” demiş. Anne kız birlikte kahkahalarla gülmeye başlamışlar. Sonra da Sırma konuşmaya başlamış. Hatta ben onu gördüğümde, susmuyordu diyebilirim.

Şimdi de kocası aynı hastanede yatıyormuş. Kalacak yerleri ve paraları olmadığından tüm bu süreçte hastane bahçesinde yattıkları için zatürre olmuş. “Sırma iyi ya, kocam başını becerir nasılsa” diyerek gülüyordu.

İşte ben, bu satırların naçizane yazarı, anneler günü vesilesiyle, tüm gücüyle çocuklarına sarılan, konferanslara gitmese de,  üniversite okumasa da, kitaplar devirmese de, bloglardan bloglara savrulmasa da… sadece içgüdüleriyle harika ebeveynler olan bu annelerin cesaretlerine, yürekliliğine hayranlığımı ifade etmek istedim sadece. Bir de güzel gözlü, yaldız saçlı küçük kız Sırma’yı anmak, ona uzun bir ömür dilemek…

Reklamlar

5 thoughts on “Bu bir “Anneler Günü” değil, “Annelik” yazısıdır…

  1. Güzel kalpli arkadaşım benim hiç bir yerde bulunamayacak kadar değerli bir hediye olarak okudum yazını. Gene zır zır ağlattın beni ama bu gözyaşlarımın tek açıklaması; ister istemez her çocuğa ve her anneye özel bir his besleyebilmemden, senin gibi anneliğiyle, bilgeliğiyle, tertemiz iyi kalbiyle benim için olağanüstü bir örnek olmandan ve 2 sn önce boynuma anne diye sarılıp en sulu öpücüklerinden birini yüzüme yapıştıran küçük adamımın annesi olmamdan kaynaklanıyor.

    Tüm kalbimle dilerim ki; Yıllar sonra küçük adamlarımız kocaman birer baba olduklarında torunlarımızla birlikte milyonlarca güzel anıyı hep sağlık ve sevgiyle paylaşalım….

    Nice güzelliklerle dolu anneler günlerine…

    • Zaten anne olmak kalbin aralık duran kapılarını biraz daha açıyor… İnsanı mucizelere inandırıyor, paylaşılan bilginin, deneyimin değerini artırıyor, gözyaşlarının sonsuz olabileceğini keşfettiriyor tekrar tekrar. Ne mutlu bize, aynı yollarda yürümesek de, yalnız ilerlemiyoruz canım arkadaşım benim. Tükürük kokulu yanaklarından öpüyorum:))

  2. Gorkem nasil bir hikaye bu cok guzel. sirma da annesi de babasi da hep mutlu olsun.
    eline saglik tam da dedigin gibitum gucuyle cocuklarna sarilan… ah gorkem cok guzelmis

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s