Ben bunları kimseye anlatmadım*

Yoğun bakım servisinin ana kapısından sıvışmayı başarmıştık. Uzun süren refakatçilik kariyerimizde bu konuda uzmanlaşmıştık artık. Annem hemşireye benim için yalvarıyordu, “Kızı bir kez daha görmek istiyor. Ne olur izin verin” Annelik içgüdüsüyle bunun son kez olacağını biliyordu belki, ondandı ısrarı… Hemşirenin, “Çaktırmadan geçsin” anlamına gelebilecek bir hareket yapmasıyla, koridora fırladım. Nefes nefese bulunduğu yere ulaştım, otomatik kapı açılsın diye elimi uzatmamla, doktorla göz göze geldik. “Babam” dedim. “Ben babam için…” Doktor üç saniye kadar yüzüme baktı. Üç yüz yıl falan geçti o sırada. Sert bir tonda “Sonra” dedi. Gözlerinde tuhaf bir bakış vardı, sesindeki tonla çelişen.

Beş dakika kadar sonra o haber geldi. Hepimiz banka çöktük. Kim bilir ne acılar görmüştü, yoğun bakım girişindeki o tahta bank. Üzerine ne gözyaşları dökülmüştü… Hiç konuşamadan öylece oturup boşluğa baktık bir süre. İşlemler sırasında öğrendim ki, meğer ben koridorda koştuğum esnada doktor babama kalp masajı yapıyormuş. Ölüm saatini ilan eder etmez de, karşısında beni bulunca…

Ne tuhaf, babamın gidişinin acısını hep doktorun gözlerinde gördüğüm çaresizliğin izleriyle bütünlüyorum. O anı hiç unutmadım. O geçen üç yüz yıl artı altı senede hala gözlerimin önünde. Fayansların deseni, nefes nefese koşarken bir yandan da ayaklarımın geri gidişi… Ellerimi yanlarımda yumruk yapışım. Ağlamamak için yutkunuşum. O çirkin, beyaz floresan ışıkları, elimize tutuşturuverdikleri naylon torba.

Bugün “Babam” diyemediğim altıncı yıl da eksildi ömrümden. Ve yukarıdaki olayı ilk kez şimdi anlatıyorum. Oysa ben onu parmaklarının arasında elinden hiç düşmeyen sigarası, bıyık altından gülümseyerek bana arabanın lastiğini değiştirmeyi öğretirken, kafamın nasıl almadığına şaşarak kimya çalıştırırken, ağacı fazla budayıp çırılçıplak bıraktığı için balkonda mahçup mahçup otururken anımsamak istesem de, bazı acılar insanın peşini hiç bırakmıyor. Yoğunluğu değişiyor sadece. Hayat kısa… Hayat, gerçekten bazı şeyleri anlamak için, çok kısa…

 

babamla-gumuldur

Reklamlar

One thought on “Ben bunları kimseye anlatmadım*

  1. Allah sabır versin.
    Ben en çok bu büyük kayıbı Rüzgar’a nasıl anlattığını yazdığın yazıda gözyaşlarımı tutamamıştım. Kaç defa okudum o yazını hiç hatırlamıyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s