Deli Kadın

19 Haziran 2011… Babalar Günü… Benim babam yok bu sene… Dolayısıyla zor bir Pazar oldu. Sabahtan kabristana gittik, annem Kayısı Çiçekleri yazımdan hatırlayacağınız ağacın bir dalını koydu baş ucuna. Ben, oğlumun pek sevdiği beyaz taşlarını… Bu defa Rüzgar’ı da götürmek zorunda kaldık. Hayat işte, ben babamın yanında ağlarken, onun babasıyla oyun oynadığı otoparktan kahkahaları geliyordu.

Bu gün de, dünün ağırlığıyla geldim işe. Berbat bir Pazartesi… Bezgin bezgin maillerime bakarken, Okumaya devam et

Reklamlar

Kayısı çiçekleri

Babamı kaybettiğimizi, ölüm kavramını anlayamayacağını düşündüğüm için Rüzgar’a söylememiştim. Diğer taraftan kafamı kurcalayan bir şey vardı: Havalar ısınıp, bahçeye çıktıkları zaman mutlaka dedesi aklına gelecek ve sorular sormaya başlayacaktı. Çünkü, babamla yazın zamanın çoğunu bahçede geçirirler, çiçekleri sular, bazen dakikalarca ortadan kaybolup beni delirtirler(di) iki çocuk.

Okumaya devam et

Ben zaten her acının tiryakisi olmuşum!

Başlığımı abartılı bulanlar olduysa, hemen hayatımdan bir özet geçeyim size:

• Kardeşimin doğduğu özel hastanede, doğumundan sadece bir hafta sonraki dönemde, onlarca bebek kaçırıldı. O zamanlar medya bu kadar güçlü olmadığından olay, zamanın tozlu raflarında unutuldu. O bebeklerden biri kardeşim olabilirdi.

• Çeşitli çalkantılar sebebiyle, ilkokulu iki ayrı şehirde, beş ayrı okulda okudum. Hiç bir zaman üst üste iki sene aynı sınıf arkadaşlarımla olmadım. Bu yüzden net olarak sadece beşinci sınıftaki arkadaşlarımı hatırlıyorum.

• Üçüncü sınıftayken bana kamyon çarptı (Gülmeyin, gerçekten çarptı 🙂 ) Ya da ben kamyona çarptım, tam bilemiyorum 🙂 Kafatasım çatladı, ortakulağım delindi. İki sene korkunç baş ağrılarıyla, duymayan bir kulakla geçti. Okumaya devam et

Kimdi giden… Kimdi kalan…

Günler gözlerimin önünde, alışıldık ritmiyle akıp gidiyor… Sanki bir camın arkasından seyreder gibiyim hayatı… Bu sözü arada duyardım da, bir türlü nasıl olduğunu hayal edemezdim. Şimdilere kısmetmiş… Acil Servis kapısında, o haberi aldığımızdan beri, sanki dış dünya başka bir hızda, benim dünyam ise apayrı bir hızda ilerliyor. Nasıl anlatsam… Yukarılardan bir yerlerden izlediğim seyircisi gibiyim hayatın. Günlük rutinler, işe gidip gelme telaşı, insanlarla sıradan sohbetler,  hatta arada attığım kahkahalar… Ben değil, dublorüm yaşıyor tümünü… Bu gün kocamın doğumgününü unuttum mesela, nasıl üzüldüm anlatamam. Okumaya devam et

Facebook: “Söz uçar, yazı kalır”

marpione: türk telekom’un isimlere göre dizilmiş telefon rehberini açıp da ilkokul arkadaşlarını aramayı bugüne kadar akıl edememiş bünyelerin ilacı olan site.

aydinlikta: tüm boş işleri bir araya getirmiş işgüzarlıklar silsilesi.

post biyikli adam: babasını yeni kaybeden birisinin buraya girip “babamı kaybettik. başımız sağolsun” yazmasını da gördüm ya bugün, artık yazılan hiçbir şey şaşırtmaz beni. kapitalizm, insanların kafayı statüyle sıyırmasında bir çığır açmıştır. önemli olan kaybedilen babanın üzüntüsü değildir, kaç kişi geri mesaj atacaktır ve insanların gözünde ne kadar seviliyorumdur.

mariadebonne: ben anlamıyorum bu tip oluşumları. hayır yani çok lazımdılarsa zaten zamanında kaybetmezdin o insanları. şimdi yok “kek yolladım sana”, ” ay ne şekerdi o günler”. bırah, bırah kardeşim bunları.
Facebook hakkında, böyle buyurmuşlar ekşisözlük yazarlarından üçü.