Back to life… Back to reality…

My name is Gorkem…

And I’m a sonacoholic!

Ya da bazı yakınlarımızın deyimiyle Crazy Mother.

Dilerseniz bir kaç detay vererek açıklamaya çalışayım:

Kendini oldu olası özgürlüğüne düşkün olarak tanımlayan, yaşıtları bembeyaz gelinlikli evlilik hayalleri kurarken, “şimdi kendimi nerelere atsam ki?” diye düşünen, arkadaş grubu içinde ilk dövmeyi yaptırma onuruna erişen 🙂 , daha rüştünü ispat etmeden film piyasasına dalıp aylarca 48 saat uyumadan çalışmasına rağmen gık demeyen, on sekizini bitirdiği hafta en yakın arkadaşıyla, daha önce hiç görmediği Bodrum’a tatile giden,  sevgilisiyle yedi sene flört ettikten sonra hala “Ayy evlensek mi acaba?” diye etrafına sorduğunda, “E menapoza girmeden evlen istersen” cevabını alarak zar zor Petek Dinçöz’le Can Tanrıyar’dan önce dünyaevine giren, evlendikten sonra da kocasıyla vıcır vıcır olmadan, bireyselliklerini koruyarak bir hayat yaratmayı başaran bu satırların yazarı, kendini tamamen çocuğuna adayan “full time” anne olabilir mi?” Olursa da, kafayı sıyırmadan normal hayatına devam edebilir mi? Cevap veriyorum: Olur… Pek de güzel olur. 

Hamileliğimde; oğlumun kelebek kanatlarını çırpışını ilk hissettiğimde verdim doğumdan sonra en az iki sene çalışmama kararımı. Bana göre o iki yaşına kadar bir bebekti ve ben bebeğimi kimselere bırakamazdım. Çeşitli olumsuzluklar yüzünden, kararlaştırdığım süre üç seneye uzadı. Son bir kaç ay hariç, hiç sıkılmadım. Hastalandığında koynuna girip bütün gün nefesimi tutarak soluk alıp-verişini saydım, onunla birlikte, günün her saatinde dünyayı keşfettim, parkta koşturmaktan ayakkabılarıma dolan kumu tuvalete boşalttım, duvarlara sticker kapladım, Montessori’nin etkinliklerini, yerinde duramadığı için, bazen üstümüz başımız boya içinde kalarak, bazen evin her köşesine dağılan nohut, fasulye, boncuk vs… gibi materyalleri toplayarak hiç pes etmeden oğluma göre uyarladım. İki sene süresince, tatiller hariç, oğlum hem öğlen, hem akşam uykularını kendi yatağında uyudu. Düzenimiz nadiren bozuldu. İlk adımlarına, ilk kelimelerine, mucizelerine şahit oldum. Çalışmadığım için evde lök gibi oturmadım, her anı çocuğumla dolu dolu yaşadım.

Bebeğini evde bırakarak işe döndüğü için yazdıklarımı okurken üzülerek iç geçirenleriniz olduysa lütfen yapmayın, ekonomik zorunluluklar ya da geri döndüklerinde yerinde bulamayacakları kariyerleri nedeniyle bir an önce çalışmak zorunda kalanlar da çocukları için çok önemli bir şey yapıyorlar. Onlarla “an”ı yaşayamasalar bile onlara geleceklerini veriyorlar. Bu annelere çok çok saygı duyuyorum. Fakat şahit olduğum öyle olaylar, diyaloglar oluyor ki, çileden çıkartıyor insanı. Aşağıda yazdıklarımın tümünü kendim, şahsım ve ben bizzat duydum, gördüm!

Aaaa hala emziriyosun ne güzel. Ben altı aylıktı, kestim memeden. (Neden?) E işe dönmem lazımdı, gece uykusuz kalmak istemedim. Sütüm de boldu valla! (E Allah bereket versin de, sendeki bu sütün 50 cc’sinin kendinde olması için yırtınan anneler var)

Oğlum daha yirmi günlükken işe döndüm. (Yazııık, neden?) Daral geldi kızım, emzir, gaz çıkar, yatır… İşe döndüm, kendime geldim.

Bunların bir de, evde oturan ama hep meşgul olan versiyonları var:

– (Hadi anne, benimle oyna diyen çocuğuna) Dur bi dakka ya. Of, hiç huzur vermezler insana.

Ben çocuğu gece geç yatırıyorum. (Kaçta?) Yarım, bir gibi. (Neeeeee?) Sabah uykusunu seviyorum napiim. Bi de gece çok gezeriz biz. Öyle alıştı.

– (TV’de Arka Sokaklar adlı dizi vardır. Silahlar patlarken on sekiz aylık bebek, televizyonun önünde oynamaktadır. Ben, dayanamayarak “çocuk etkilenmez mi” diye sorarım) Aman anlamaz daha. hem n’apıcam, bütün gün belgesel mi seyredicem?

Veeeee dananın kuyruğu Ocak ayının ilk Pazartesi günü koptu: Çalışmaya başladım. Yeni bir yıla daha bomba bir başlangıç olamazdı sanırım. İlk iş günüm düşündüğüm kadar zor geçmedi. On beş dakikada bir okulu aramamak için kendimi zor tutmam ve iş çıkışı vapurdan indiğimde aceleden ayaklarım mıçıma değerek eve koşturmam dışında… Sabah 8.30’da Rüzgar’ı okuluna bırakıyorum. 17.00’de annem alıyor. Ben de iş çıkışı anneme gidiyorum. Şimdilik düzenimiz bu şekilde… Bizimki kadınların çalışma meselesine karşı, anti-feminist yapıda olduğundan (Bkz Risky Business) şimdilik işe gittiğimi değil, “işim olduğunu” söylüyorum. Ufak bir kelime oyunuyla yalan söylemekten yırtmış bulunuyorum yani. İlk iş günümün bonusu da, Rüzgar’ın anneme gittiğimde beni 39 derecelik ateşle karşılaması oldu 🙂 Zaten her şey kolayca ilerleseydi, bu benim hayatım olamazdı değil mi?

Rüzgar’ın annemle geçirdiği ikinci günden bir anekdot… Annemle telefonda konuşuyoruz:

Görkem: (Sesi titreyerek) Rüzgar beni sordu mu?

Emel      : Yok yok merak etme.

Görkem: Puding yedirme, midesi kötü demiştim, yedirmedin di mi?

Emel     : Yedirmediiiimm!

Görkem: Ordan haşır huşur bi sesler geliyo. Ne sesi o? (İnsan dedektif oluyo uzak kalınca)

Emel     : Rüzgar Doritos istedi de okul çıkışı… Onu yiyo.

Görkem: Annneeeeeeeeeeeeeeeeeeee! Midesi kötü, puding yedirme diyorum, sen ne veriyosun onun yerine! İnsaf!

Emel    : (Kısık sesle) N’apiim kızım, suyuna gidiyorum şimdilik.

Görkem: Şimdilik ?!?! Bu şimdilikler hiç bitmiyo ne hikmetse…

Emel     : Hadi işim var, byeeeeeee!

Çat! Telefon kapanır.

Anladım ki;

♦ Çalışmak güzelmiş, unutmuşum.

♦ İnsanın annesiyle  yıllar sonra dost, sırdaş, arkadaş olması için anne olması gerekiyormuş… Ve bu, bir daha belki de hiç ele geçmeyecek eşsiz bir fırsatmış, iyi ki bunu yakalamışız.

♦ Meğer benim ne çok kıyafetim varmış.

♦ Sabahları dolmuş zor bulunuyormuş.

♦ Paslanma durumum sandığım kadar trajik düzeyde değilmiş.

♦ Ben evde ne çok yoruluyormuşum 🙂

Reklamlar

8 thoughts on “Back to life… Back to reality…

  1. şirketten her gün saat 17.00 gibi ayrılıp emir’i almaya gidiyorum okula. ve her gün saat beşe on kala başlıyor stresim.
    ”ay eve gidince ne yemek yapsam? emir okulda neler yaptı acaba? düştümü, yaralandı mı? şimdi yemek yemek istemiycek… of pöff…. gibi yakınmalarla zor saatler başlıyor benim için..”.bekarlığımda en sevdiğim gün olan cumartesiler benim için artık birer iş günü haline geldi.ve pazartesi sendromu diye bir şey yok artık hayatımda….cumartesi sendromu var::))))
    bu arada görkem cim anladığım kadarıyla çalışma hayatına geri döndün. yeni iş ve yeni Rüzgar’lı hayatın hayırlı uğurlu olsun.. rüzgar lı diyorum çünkü;
    iş ten eve geldiğinde yemek yapmak zorundasin,evin günlük rutin işlerini yetiştirmek durumundsın.bunları bir yandan yapmaya çalışırken bütün bir gün boyunca seni görmemiş ve sadece oyuna programlanmış rüzgarın gönlünü yapmak ve ”anne benimle ilgilen ” komutlarına cevap (olumlu)vermek zorundasın.bunlar seni biraz yorabiilr hayliyle… ama yine de çalışmak güzel.çocuğum benim herşeyim.hayatım da ki en öncelikli varlığım. fakat yine de sen mutluysan onu da mnutlu edebilirsin…ben çalışırken mutluyum…elimden geldiğince de oğluma yetmeye çalışıyor, isteklerine cevap vermeye gayret ediyorum.eminim sende bunu başarıcaksın.
    ”çok ütüm vardı o yüzden oğlumu parka götüremedim”ben bunarı asla mazeret olarak kabul etmiyorum…böyle davranan anneleride şiddetle kınıyorum ….sevgiler…

    • Dün iş dönüşü yorgun argın anneme vardığımda, Rüzgar bisiklete biniyordu. (Evet, evin içinde 🙂 ) Kapıdan girer girmez “Anneeee hadi beni kovalaaa” diye bağırdı. Üzerimde paltoyla, koşturmaya başladım. Bilmem anlatabiliyor muyum 😉

  2. “İki sene süresince, tatiller hariç, oğlum hem öğlen, hem akşam uykularını kendi yatağında uyudu.Düzenimiz nadiren bozuldu.”
    🙂 aynen!
    ilk 1 yıl eşimle başbaşa yemeğe çıkmadık desem? :))

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s