Bu sabah uyandırmamışlar beni, ava giden dostlar. Ne güzel…

Geçenlerde harika bir hikaye duydum, anlatmaya bayılıyorum: Resim dersindeki küçük bir kız hakkında. Altı yaşında, en arkada oturmuş, resim yapan bir kız… Ve öğretmenine soracak olursanız bu küçük kız derse hemen hemen hiç ilgi göstermiyordu, o gün hariç. O gün nedense bütün ilgisi yaptığı resimdeydi. Öğretmenin ağzı açık kalmıştı tabii bu durum karşısında. Kızın yanına yaklaştı ve sordu “Ne çiziyorsun?” “Tanrı’nın resmini çiziyorum”, dedi kız. “Ama hiç kimse Tanrı’nın nasıl göründüğünü bilmiyor.” dedi öğretmen. Kız yanıtladı: “Problem değil, birazdan bilecekler”*

Bu ara herkes Ken Robinson‘ın “Okullar yaratıcılığı öldürüyor” temalı konferansından bahsediyor. Aslında yeni bir etkinlik değil bu, fakat sanırım millet kayıt telaşının, okul seçiminin, SBS’nin, özel okulların dudak uçuklatma savaşına girdikleri yeni dönem ücretlerini belirlemelerinin verdiği histerinin ortasındayken tam da duymak istediklerimizi söyleyen Robinson’a bağlandı. İster istemez aklıma bir soru takılıyor: Çocukların yaratıcılıklarını öldüren yalnızca okullar mı? Bizler de, her ne kadar istemeyerek de olsa bu “gerçeklik” yarışına sokmuyor muyuz çocuklarımızı? Kurallar, zorunluluklar, proje çocuk yaratma çabaları, dayatmalar… Disiplinsiz, onu buna saldıran, nerede nasıl davranacağını bilmeyen, sadece içgüdüleriyle hareket eden çocuklar büyütelim demiyorum elbette. Ama hastanede sıra beklerken oyun oynadığı koridorda bana doğru koşarak “Anneee, kaka alarmııı” diye bağıran üç buçuk yaşındaki çocuğuma, dehşete kapılmış vaziyette bakan insanların istediği tarzda, kendini ifade etme şeklini baltalayan  bir “terbiye”  vermeyi hiç düşünmüyorum. Buradan deklare ediyorum, kayıtlara geçsin.

(…) Belki daha çoğu insanın duymadığı, Gillian Lynne adını duymuş muydunuz? (…) O bir koreograf ve herkes onun yaptığı işleri bilir. “Cats” ve “Phantom of Opera”yı yaptı. O harikadır. İngiltere’de Royal Ballet’te bulundum gördüğünüz gibi. Neyse, Gillian ve ben bir gün öğle yemeği yedik ve dedim ki, “Gillian, nasıl dansçı oldun?” Ve o ilginç bir hikayesi olduğunu söyledi, okuldayken, gerçekten ümitsizmiş. Ve okul, 30’lu yıllarda, ebeveynlerine yazı göndermiş, yazıda diyormuş ki “Biz Gillian’da öğrenme bozukluğu olduğunu düşünüyoruz”. Konsantre olamıyormuş, durduğu yerde duramıyormuş. Bence şimdi olsaydı hiperaktif olduğunu söylerlerdi? Öyle değil mi? Ama bu 1930’lu yıllarda oluyor, ve daha o zaman hiperaktivite bulunmamıştı. Mevcut bir durum değildi. İnsanlar böyle bir ayrıcalığa sahip olabileceklerinin farkında değillerdi.

Neyse, bir uzmanı görmeye gitmişler, annesi ile birlikte. O uzaktaki bir sandalyede ellerinin üzerine oturmuş beklerken, annesi yirmi dakika boyunca bu uzman ile Gillian’ın yaşadığı problemleri konuşmuş. İşte, insanları rahatsız ettiğinden, ödevini her zaman geç verdiğinden gibi gibi… Sekiz yaşındaki bir küçük kızın sebep olduğu sorunlar… Sonunda doktor annesinin yanından ayrılıp Gillian’ın yanına oturmuş ve demiş ki, “Gillian, annenin bana anlattığı her şeyi dinledim ve onunla özel olarak konuşmam gerekiyor. Burada bekle, döneceğiz, uzun sürmeyecek” ve onu orada bırakıp annesi ile ayrılmışlar. Onlar odadan çıkarken masasının üzerinde duran radyoyu açmış doktor. Odadan çıkınca, Gillian’ın annesine, “Sadece dur ve onu izle”, demiş. Onlar odadan çıkar çıkmaz, Gillian’ın ayaklarının üzerinde, müziğe uygun hareket ettiğini görmüşler. Birkaç dakika onu dışarıdan izlemişler. Uzman annesine dönüp, “Bayan Lynne, Gillian hasta değil, dansçı. Onu doktora değil bir dans okuluna götürün”, demiş.* * Ken Robinson’ın konferansından…

Reklamlar

18 thoughts on “Bu sabah uyandırmamışlar beni, ava giden dostlar. Ne güzel…

  1. Neden genelleme yaparız. Bir çocuk okula gidiyorsa, işi ders çalışıp ödev yapmaktır. Eğer yerine getirmiyorsa vay halinize. Anormal bir çocuğa sahipsiniz.
    Ben kızım koyun gibi dersi dinlesin, öğretmeninin söylediklerine itaat etsin istemiyorum. Muzip öğrencileri severim.
    Ayrıca kızımın yeteneğini, ilgisini nasıl keşfedeceğim? Onu çok merak ediyorum. Bunun sinyallerini ne zaman vermeye başlayacak?

    • Bir arkadaşım işten gelmiş, soyunmuş dökünmüş, oğlunun odasına girmiş “gel buraya, hadi kuduralım” demiş. Çocuk bezmiş bir şekilde şöyle cevap vermiş “Baba, kuduramam, çok dersim var” Bunun üzerine “Ulan ben oğlumla oyun oynayıp vakit geçiremeyeceksem, neden çocuk yaptım ki” diyerek çocuğu başarılarıyla övünen kolejden alıp devlet okuluna verdiler. Bence her çocuk kendi performansıyla ilgili sinyalleri bir şekilde veriyor. Ben mesela, Rüzgar’ın konsantrasyonu zayıf, olduğu yerde on dakikadan fazla duramayan bir çocuk olduğunu bilirken tutup da onu satranç kursuna yollamamalıyım beyin gelişimi iyi olsun diye. Bazen çocukların ilgi alanları, yönelimleri de değişebiliyor. Rüzgar üç yaşına kadar klasik müzik delisiydi, Mezzo’da konser izlerken enstrumanları öpmeye çalışıyordu televizyondan 🙂 Şimdi ise Sertab Erener, Simply Red falan dinliyor adam. Bence yetenekle ilgili sinyaller asıl olarak altı yaş civarı doğru olarak değerlendirilebilir. O döneme kadar da, çocuk neye ilgi gösteriyorsa, mümkün olduğunca denemesine fırsat vermek lazım.

  2. ASLINDA TABİKİ ÇOCUKLARIMIZIN GELİŞİMLERİ KENDİ İSTEKLERİ DOĞRULTUSUNDA YÖNLENDİRİLMELİ BUNA KATILIYORUM. AMA BAZI ŞEYLERE MÜDAHALE EDİLMELİ DİYE DE DÜŞÜNÜYORUM. MESELA KENDİMDEN ÖRNEK VERMEK İSTİYORUM. BEN KENDİ İSTEKLERİ ÖN PLANDA OLSUN İSTEYEN BİR ÇOCUKTUM.PAYLAŞMAK ÇOK DA ÖNEMLİ DEĞİLDİ BENİM İÇİN.VE EN ÖNEMLİSİ ÇOK FAZLA DIŞA DÖNÜK BİR YAPIYA DA SAHİP DEĞİLDİM.NE ZAMAN HAYATIMA SPOR YOĞUN OLARAK GİRMEYE BAŞLADI( TAKIM SPORU VOLEYBOL) İŞTE O ZAMAN KARAKTERİM BİLE DEĞİŞMEYE BAŞLADI. BAZI ŞEYLERDE YÖNLENDİRMMELER MUTLAKA OLMALI.ÖRNEĞİN , GÖRKEM CİM RÜZGAR ÇOK SABIRLI DEĞİL DİYORSUN YANLIŞ ANLAMADIYSAM. ONU SATRANC A YÖNLENDİREREK O SABIRSIZLIĞINI BİRAZ DA OLSA YENMESİNİ SAĞLABİLİRSİN.AMA BAHSETTİĞİM SATRANÇ DA DÜNYA ŞAMPİYONU OLMASINI BEKLEMEK DEĞİL.SADECE KENDİNİ GELİŞTİRMESİNE DESTEK OLACAK BİR ARAÇ OLARAK GÖRMEN.

  3. ben de çok hızlı hareket eden ve halk arasında tez canlı diye tabir edilen bir yapıya sahibim.ama bu yapım beni bazen çok rahatsız ediyor. çünkü her şeyden önce , hayatı oldukça sakin ve ağır yaşamayı seven bir kocaya sahibim:) bu yüzden onun yanında bu kadar hareketli olmak bazen beni çok yoruyor.işte bu yüzden bu aralar kafayı yogaya taktım.normal şartlarda asla bana hitap etmeyen bir tarz.fakat belki yaşamımda ki hareket hızımı biraz olsun bana yavaşlatmayı öğretebilir diye düşünüyorum.yoksa yaşam biçimim yoga falan diye düşündüğüm yok:))))çocuklarımız içinde aynı şeyi demek istiyorum.bilmem düşündüklerimi doğru ifade edebildimmi???

    • Çok iyi anladım seni Seçil’cim. Şüphesiz olumsuz etkisi olan yanları törpülemek için böyle şeyleri kullanmak akıllıca. Ben de odaklanma sorunum olduğu için başlamıştım yogaya. Faydasını da gördüm. Burada anahtar kelime “tadını çıkarmak”. Eğer haz veriyorsa ne ala, ama bu araç çocuk açısından eziyete dönüşürse derim ki, “bırak dağınık kalsın” 🙂

  4. TABİ Kİ zaten diyorum ya amaç çocuğun şampiyon olmasını beklemek değil . anne babaların yaptığı en büyük hata bu zaten.”her çocuk 100 mumluk ampul değil bazılarıda normal bir mum olabilir. ama sonuçta her kisi de bulunduğu ortamı aydınlatır.”doğan cüceloğlunun bir seminerinde söylediği bu söz geldi aklıma .

  5. ay heyecandan okuyamadım bile tamamını harikasın bebişim kodların birden açıldı..yakında okul kalkıyor gelsin 2150 yılı….yaşasın TAM POTANSİYELİNİ KULLANAN İNSAN !!!! YAŞASIN MAVİŞ DÜNYAMIZ…TEK DUAM BUDUR!!!!HARİKA YAZI HARİKAAAAAA…….

  6. Geri bildirim: Rüzgar ve San’ât* « Ruzgarligunlervegeceler's Blog

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s