Gözyaşlarımızı bitti mi sandın?

Şimdi biz Bodrum’dayız ya: Davulun sesi uzaktan “Burada harika bir hayatımız var, ortalık yemyeşil, kuşlar cıvıldıyor, hava mis, çocuk farklı milletlerden bir sürü arkadaş edindi, okulların bahçesi Benetton reklamı gibi,  yumurtalar tavuktan, mandalinalar ağaçtan, yediğimiz önümüzde yemediğimiz arkamızda, tra la laaa!”  şeklinde geliyor olabilir. Ama gerçek şu ki, büyük şehirlere alışkın olanlar için, küçük yerde yaşamak güvenden ziyade bir yalnızlık hissi veriyor insana. Başına buyrukluk, özgürlük hoş duygular, fakat azıcık sıkıntıya düştün mü, sağına soluna bakmaya başlıyorsun… Anneni özlüyorsun, oğlunu güvenle bırakabileceğin, otuz senedir tanıdığın insanların yokluğunu hissediyorsun, ne nereden alınır, nerede ne yapılır konularında başkalarının düşüncelerine muhtaç kalma hissinden rahatsız oluyorsun…  Buradaki hayatın pahalılığı,  ilk elimize aldığımızda bizi resmen yerimizden sıçratan, astronomik elektrik ve su faturaları da ayrı bir yazı konusu…

Bir de bazı küçük detaylar oluyor, burnunun direği sızlıyor o zaman. Bodrum’da da olsan, Alaska’da da, gurbet gurbet işte! Bizim tesellimiz, kolay ulaşabilirlik. Ama “hadi” deyince gidebiliyor musun, sıkıntıya düşen dostuna koşup sarılabiliyor musun,  hayır!

Dün sabah yaşadığımız olay burnumun direğini sızlatanlardan. Koridoru süpürüyordum. Rüzgar geldi, elinde minnacık bir kırıntı. Dudaklar aşağıya bükülmüş, gözler dolmuş dolmuş, bir kırpsa boşalacak tüm yaşlar. Yüzünden ciddi bir şey olduğunu anladım. Hemen eğildim, kucakladım sıkı sıkı. “Tatlım n’oldu?” diye sordum. Parmağının ucundakini gösterdi, hıçkırıklarını gizlemeye çalışarak, içini çeke çeke,kesik kesik konuştu  “Anne.. bundan yerdik… koltukta buldum… burda var mı?… ben onu çok severdim… çok seviyordum… koltukta yerdik…” Elinde tuttuğu, iki yaşından beri severek yediği pirinç patlağı kırıntısı idi. Ve evet, Bodrum’a geldiğimizden beri ondan almamıştık. Dışarıdan bakan birine göre saçmasapan bir şeye ağlayan Rüzgar için, o minicik pirinç patlağı kırıntısının kocaman bir anlamı vardı: O kırıntı, gözlerini açtığı evi, sevdiği, alıştığı arkadaşları, anneannesi, babaannesi, dedesi, amcası, dayısı idi. Minicik hayatında oluşturduğu güvenli çevresi, evi, odası, öğretmenleri, her zaman gittiği parkı, doktoru idi.

O kırıntı, İzmir demekti.
pirinc patlagi

Akabininde, hemen dışarıdaki baba arandı, babanın, hüznümün yansıttığı ses tonumdan çok kötü bir şey olduğunu sanarak aklını oynatmasına ramak kaldı. Babaya “Ne yap et, o pirinç patlağından bulup hemen eve gel!” dendi. Baba, Pazar Pazar aradı, taradı, buldu ve kıymetli emaneti oğluna teslim etti. Pirinç patlağı pirinç patlağı olalı, sanmam ki bu kadar hasretle istenmiş olsun 🙂 Belki bir hamile aşerdiyse falan, kocası aynı tutkuyla düşmüş olabilir yollara… Ama buna da aşerilmez ki kardeşim, tatsız-tuzsuz bişi 🙂 Ama bizim için anlamı böylesine büyük işte…

Reklamlar

41 thoughts on “Gözyaşlarımızı bitti mi sandın?

  1. Ama böyle yazılar yazılmaz ki Görkemciğim, hele daha dün Defneciğim eski evimi özledim, eski odamı özledim, amcamı özledim, arkadaşlarımı özledim, anneannemi özledim, dedemi özledim diye içini çekip gözleri dolu dolu bana sarılmışken. Burnunun direğinin sızlaması neymiş somut olarak yaşadım. Pazartesi pazartesi mahvettin beni.

  2. Rüzgar’ın hislerini öyle iyi anlıyorum ki… Ve senin Görkem… Yıllardır Ankara’da yaşıyorum. Burada okudum, evlendim, işim, arkadaşlarım burada. Ama annem-babam değil. Ben Mersin’de iki adım yürüyünce sahile ulaşmayı, vergi dairesine işim düşünce söylenirken, babamın “Aman kızım ben yaparım, sen uğraşma” demesini, annemin her daim yemek, kek olan mutfağını ve şımarıklık yapmayı özlüyorum. Bence büyük şehir-küçük şehir değil, sevdiklerinin olduğu şehirden ayrı olmak mesele…

    Ayy o pirinç patlağını pek severim:) Tatsız-tuzsuz diye itham etmezsen, Rüzgar’la yazın karşılıklı yiyeceğiz onu, biz Bodrum’a gelince:)

  3. ah Rüzgar’cım bulamasaydınız oralarda ne yapıp edip ulaştırırdım o tatsız pirinç patlağını sana. Meriç ile yaşadık yaşıyoruz bizde eski evimizi hatırlatan şeylerde tutamıyor gözyaşlarını. İlk başlarda tuhaf geliyordu minnacık şey nerden biliyor böylesi özlemi?

  4. ben de evimi ozledim istanbulumu ozledim, izmirimi ozledim, arkadaslarimi ozledim, gevregin ustundeki susamlari ozledim be ruzgar. cok haklisin bir susam parcasinda gozum dolar benim de cok haklisin…

  5. ay Görkem bi pirinç patlağı bu kadar mı duygulandırır insanı, inan yaşamış kadar oldum. Çocuklar küçücük dünyalarında her tür duyguyu bizden kat kat fazla yaşarlar, bu sevinç için de geçerli, hüzün için de geçerli. Ufacık bir şey için deliler gibi sevinip zıplayıp sevinç çığlıkları atabildikleri gibi, yine ufacık bir şey için hüngür hüngür ağlayıp kâbuslar görebilirler. Onlar bu duyguları böylesine yoğun yaşarken aynı katsayıda yaşayan bir diğer kişi de Anne’dir zaten. Allah bizlere ve çocuklarımıza çaresini bulamayacağımız üzüntüler yaşatmasın, ve “iş, güç, toplantı demeden, ilk iş çocuğunu mutlu edecek misyonu yerine getirmek” gibi ortak bir kaderi olan tüm babaların da canına sağlık versin.

  6. Rüzgar’ın derdi aslında prinç patlağından ziyade özledikleri sanırım Görkem,prinç patlağı bir patlama oldu,o yüzden o kadar duygusallaştı belkide,insan sevdiği şeylerdir onu mutlu eden,tabi ki imkanlar dahilinde yaşayacaksınız,ona sunduğun hayat güzel olabiliyorsa bu suç değil sonuçta ama dediğin gibi herkesin her yüreğin kendine göre derdi var…

    • Tabii, annem hep anlatıyor, ben böyle üzüldüğümde. Onlar İstanbul’un göbeğinden Diyarbakır’a taşınmak durumunda kalmışlar. Tam annemin ergenlik dönemi, ilk defa trene biniyor, ilk kez sobalı ev görüyor, sokakta yürümeye çekiniyor çünkü herkes onlara merakla bakıyor. “Bunları bile atlattık, sonra aşık olduk o kente, Rüzgar mı alışmayacak” diyor.

  7. canım nasıl da anlatmış,hislenmiş…Küçücük bir kırıntıdan hem de…Kıyamam…Ama aferim ona,hisseden,yaşayan bir birey olacak demek ki…O’nun İzmir’inden kocaman sevgiler….

  8. Benim dunyama hosgeldin . )))) bir de ustune eklemeler yapalim: cevrende soguk nevale irkci insanlar. Derdini Baska bir Dilde anlatmaya calismak. Buz gibi hava. Daha yazicaktim ama desmeyeyim dedim fazla.
    Sen arkadas canlisin hemen kendine cevre edinirsin. Optum seni.

  9. Kıyamam Rüzgarıma, şimdiden hasretlik bilirmiş. Çok iyi anlıyorum dediklerini.Eşimin İzmir sevdası sırf bu dediklerinden dolayı, benim yüzümden yaşanamıyor. Benim için dünyanın en güzel yeri de olsa sevdiklerimden uzak olduktan sonra anlamsız kalıyor. Ama iş/güç bunları gerektiriyor işte yapacak bir şey yok. Yakın olmanız teselli gerçekten de.

  10. Canım benim yaaa!!daha bu yaşta nasıl da duygusala bağlarmışş:(( sanırım 5’inde de,50’sinde de hasret ve özlem kavramları aynı şiddetle içini sızlatıyor insanın:((Nedense gözünü açtığı ev hep en güzeli,en kıymetlisidir insanın..Umarım bir nebze de olsa o mısır patlakları kara bulutrı dağıtmıştır minik prensimizin üzerinden:))

  11. Çocuklar kedi gibi oluyor bazen,farklı bir düzene geçince melankolikleşiyorlar.Kendimden biliyorum 😀 6 yaşımdayken Aydın’dan Bursa’ya taşınmıştık,ilk başta çok zorlanmıştım.Hala beni oraya bağlayan ayrıntılara tutunsam da buradaki hayatımdan çok memnunum,Rüzgar da ileride alışacaktır diye tahmin ediyorum.

    • Kedi gibi olmaları konusunda kesinlikle haklısın. Koltuğun bile yerini değiştirsem, kıyameti kopartıyor. Gündüzleri tüm yakınlaşma arayışlarıma aksi cevap verirken geceleri yatağımıza girmek için can atıyor. İstediğinde çok tatlı, bazen ise pek sevimsiz olabiliyor 🙂

  12. Hasretlik cok kotu , simdi bu yaziyi okuyunca benim hislerime tercuman olmus Gorkem diye dusundum 🙂 Ruzgar bir aglatiyor bir gulduruyor tiyatro sahnesi gibi adamim benim 🙂

  13. Kıyamam ya, yavrucuklarin hiç bir şeyden mahrum kalmadıkları bir hayatları olsun inşallah.
    hayatı boyunca böyle antin kuntin şeyler olsun bütün arzusu. hemencecik bulunup sevindirilsin…

    bir şey istersen haber et, bulur göndeririz kız, aşkolsun.. cani sağolsun miniğin…

  14. şu yazdıklarını var ya şerefsizim damarıma kadar hissettim.
    niyeee
    çünkü yıllardır bu hal içindeyim
    yıllardır sanki bir gavur memleketindeyim
    evet büyük şehir burası ama
    senelerce küçücük kasabalarda yaşadık biz
    ist doğma büyüme ben gibi hatuna ne ağırdı o günleri yaşamak offf
    yıllar oldu bursadayız
    pahalı zor şehir
    insanlar mesafeli
    herkesin akrabası var da benim 1 tanecik yok
    haaa 30 yıllık arkadaşım demişsin ya
    ben tüm canlarımı istanbulda bıraktım 😦
    dilerim ya çok çabuk alışırsınız oralara
    ya da çok çabuk döner gelirsiniz ait olduğunuz topraklara
    kanından kimsenin olmadığı her yer sıla her yer gurbet değil mi aslında 😦

  15. Benim oğlumun adının da Rüzgar olduğundan belki çok daha fazla etkiledi beni bu yazı… Hem çok şey söylemek istiyorum hem söyleyecek bir şey bulamıyorum.. Bizim için öp bu küçük iç’li adamı 😉

  16. Ben de çok iyi bilirim bu hissi,kıyamam Rüzgara 😦 Büyük şehir-küçük şehirle ilgisi yok,aileyle çokça ilgisi var..Ben Manisada doğup büyümüş,Eskişehirde liseyi,İstanbulda üniversiteyi okumuş ve yerleşmiş biri olarak ”Gurbet benim içimdedir,ben gurbetin içinde” Bu yüzden ne kadar güler yüzlü ve neşeli görünsem de bir yanım buruktur hep 😦 Gözlerim doldu yahu..

  17. Yav, Görkem burnumun direğini sızlattın. Hiç sevmediğim pirinç patlağı gözümde öyle bir anlama bürünüverdi ki. Bir daha ne zaman görsem Rüzgar gelecek aklıma. Öperim o kuzuyu ben

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s