Anlar…

Haziran ayında, sarsıcı bir deneyim yaşadım. Üçüncü defa ölümden döndüm. Gariptir, başıma gelenleri yansıtma konusunda her zaman alabildiğine rahat davranmama karşın, bu konuyu açmak uzun süre içimden gelmedi hiç. Sonunda biraz kafayı toparlayıp olanları anlattığım aşağıdaki yazı, geçtiğimiz Temmuz ayında, Lime Bodrum Magazin‘de yayımlandı. 

Geçenlerde okudum: Genç bir kız hayatında en iz bırakan anı anlatıyordu;

Yıllar öncesi, babası kanser. Artık çok az zamanı kalmış. Başucunda ağlıyor. Babası aniden soruyor “Neden ağlıyorsun?” Kız bu soruya hazırlıksız yakalanıyor, bir an düşünüyor, uygun bir cevap arıyor. “Öleceğin için” diyemiyor, demek istemiyor. “Ağlıyorum çünkü….” Üzüntüsü öfkeye dönüşüyor bir anda “Eğer düğünümde sen yanımda olmayacaksan, ben kiminle dans edeceğim? Babası yatakta doğruluyor, “Hala biraz takatim varken şimdi dans etmeye ne dersin?” Kız şaşırıyor. “Hangi şarkı, düğün şarkın olsun isterdin?” Genç kız, bir yandan ağlamaya devam ederek müziği açıyor, babası üzerinde pijamaları,  burnunda oksijen borusu; kız, ayağında parmak arası terlikler, gözlerinde koskocaman yaşlarla, dans ediyorlar. Ağır ağır, tadını çıkararak, sarılıp birbirlerinin kokularını doyasıya içlerine çekerek.

Hep düşünürüm, eğer yaşadığımız anın son olduğunu bilsek, bu duyguyla daha farklı yaşasak, hayatımız daha güzel olur muydu?

Çoğumuza klişe gibi gelir, hangi kişisel gelişim kitabını açsak, kiminle konuşsak “Yaşadığın anın tadını çıkartmak lazım. Küçük şeylere takılmanın anlamı yok” der. Düşündüğümüzde çok mantıklı gelir, fakat sonra yine hayatın telaşesine dalar, unuturuz. Patlayan boruya, anlayışsız patrona, sitenin gitgide artan aidatına, etrafı dağıtan çocuğumuza sinirlenir, kendimizi tüketiriz. Bazen, zorlu zamanlarda, acı gerçek suratımızda tokat gibi şakladığında, yeniden şöyle bir kendimize gelir gibi oluruz.  Sonra, nasıl davranacağımız bize kalır. Ya dersimizi alır, bir kelebek gibi her dakikanın tadına varırız ya da alıştığımız gibi devam ederiz.

O gün, bende bir kez daha şakladı o tokat mesela. Okulun son haftalarıydı. Oğlumu almaya gidiyordum. Yolda kafamda bir sürü “dünyevi” düşünce vardı. Saçma sapan sıkıntılar… Balkondaki koltuğun yüzünü hala değiştirememiştim, (şimdi hatırlayamadığım bir sebeple) kocama kızmıştım, misafir gelecekti, ne yemek yapacaktım, oğlan hala heceleyerek okuyordu, ne yapmalıydım falan…. O an için bana göre pek “mühim” bu meseleler üzerine düşünürken korkunç bir bir “bamm!” sesi duydum. Direksiyon benden bağımsız hareket ederek bir sağa bir sola savrulmama neden oluyordu, ellerim bana ait değildi, bir de kulağımda bitmek bilmeyen, ürkütücü, çılgın bir fren sesi, benden geliyormuş meğer, hiç farkında değildim. Sanki olaylara dışarıdan bakan bir izleyici gibiydim.  Donmuş bir şekilde sağımı-solumu kolaçan ettim. Her zaman kamyonlarla, tırlarla dolu olan yol şaşırtıcı bir biçimde bomboştu. Fren sesi çınlamaya devam ederken dolmuş bekleyen, çoluk çocuk bir sürü insanla dolu olan durağı sıyırdım, solumda duran kocaman metal direkleri sıyırdım, üzerine çıksam bana anında takla attıracak banketleri sıyırdım… Dakikalar geçiyor o dehşet veren fren sesi kulağımdan gitmiyordu. “N’olur bitsin artık” dedim “Bitsin!” Sonra büyük bir sarsıntı, korkunç bir ses daha ve sessizlik… “Buraya kadarmış” dedim. Daha önce iki defa çelme taktım ama hakkım bitmiş, buraya kadarmış!” Tuhaf bir şekilde ölüme yaklaştığımı hissediyordum. Daha önce de bu noktaya geldiğimden, acı hissetmememe şaşırmıyordum.

Sonra aniden, zihnimde dolanan düşüncelerin hepsi silindi, tek bir şey asılı kaldı. “Oğlum ne olacak???” Kafamın içinde sadece bu soru dönüp durdu: “Oğlum ne olacak… Oğlum ne olacak…? Oğlum?”

Sonra bir kapı açıldı.

Manevi anlamda düşünmeyin, bir adamcağız arabanın kapısını açtı. 🙂

“İyi misiniz? Allahım hiç bitmeyecek gibiydi” dedi, “Benim için de öyleydi” diye güldüm. İki ön lastiğim bir anda patlamış o yüzden direksiyon hakimiyetini kaybetmişim. Arabanın önü darmadağın, ben darmadağın… Olayın şoku nedeniyle güldüğümü düşündüler yardıma koşanlar ama ben gülüyordum çünkü mutluydum, ölmemiştim. Başım kanıyordu, belim çok ağrıyordu, bacaklarım mosmordu ama yaşıyordum. ŞÜKÜRLER OLSUN HAYATTAYDIM! Etrafımı saranlar, deli gibi sağa sola koştururken beni oturtanlar, yardıma koşan onlarca insan… Sadece bakıyordum. Aman Tanrım, yaşıyordum!

Ertesi sabah her yerim sızlayarak uyandım, Önce kocama sarıldım, sonra oğlumun odasına gittim onu kokladım doya doya. Bolca şükrettim, çocuğuma hiç bir şey sezdirmeden olayı kontrolleri altına alıveren can arkadaşlarımın, oğlumun öğretmenlerinin, okul çalışanlarının varlığına, hiç tanımadıkları bir kadına yardım etmek için çabalayan insanların bulunduğu bir memlekette doğduğuma şükrettim.

O andan sonra, bambaşka bir insan oldum, hayatı her anını doyasıya kucaklayarak yaşamın tadına vardım, diyeceğimi düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Şimdi şükür aşamasını geçtim, kaşımın üzerindeki iz kalıcı olacak mı acaba, ona takılmış durumdayım.

Olmadı mı olmuyor işte, yapacak bir şey yok 🙂

Herkese, kaldırabileceği gerçeklerle dolu bir yaşam dilerim.

 

Bu deneyim, aile bütçemizde açılan ciddi bir ekonomik gediğe, büyük bir korkuya ve önemli bir hayat dersine mal oldu.

Kıssadan hisse: Değerli yolcular ve sürücüler: Kemer takın! Köşedeki bakkala giderken bile.

Kıymetli kocalar: Eşlerinizin arabasının kaskosunu ödeyin. Yoksa aşk mektubu yerine size şöyle bir kağıtla gelebilirler 😀

fotoğraf (10)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dostlar, arkadaşlar:  Siz bana bakmayın, abuk subuk şeylerle kafayı yormayın!

 

Reklamlar

10 thoughts on “Anlar…

  1. Çok,çok geçmiş olsun Görkem hanım…Bu gibi durumlarda verilmiş sadakanız varmış derler ya,hakikaten varmış… Anlattıklarınızı okurken gözümde canlandırdım da o kadar ucuz kurtulmanız mucize sayılır(maddi hasarı ve yaşadığınız travmayı saymazsak tabi).Allah bir daha yaşatmasın ve çekirdek ailenizin tüm fertlerine uzun ve mutlu bir ömür versin inşallah 🙂 Yazılarınızı özlemişim ve bu üzücü yazıdan sonra geriye dönük komik bir şeyler okumak istedim; Rüzgarın berber olayına kahkaha ile güldüm…..(affola)Hayat böyle bir şey sanırım;iki dakikada duygularımız da hayatınız da değişebiliyor….Kaşı da takmayın diyeceğim diyemiyorum,çünkü siz zaten takmışsınız 😛 Sandığınız gibi iz kalmaz inşallah….Tüm yaşananlardan sonra birde o sondaki liste olmasaydı bari:( O da eş-kişisine sunulduğuna göre,artık kasko ile bağlarınız daha sıkı-fıkı olur tahminim :PP Tekrar geçmiş olsun…Sevgiler..

    • Amin, çok teşekkür ederim. Kazadan bir süre sonra, aynı sebepten, yine yakınımızda gerçekleşen bir kaza haberi okudum. Bu defa araba direğe çarpıyor ve maalesef sürücü hayatını kaybediyor. Kanım dondu bir anda.

      Affolacak bir şey yok, geriye dönüp gülmek harika fikir hatta. Kafayı üşütürüz yoksa 😀

      Kaşımdaki iz azalıyor sanırım, ya da ben alışmaya başladım 🙂

      Çok teşekkürler, bizden de sevgiler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s