Devreler yandı!

– Anne, sen evlenirken o beyaz evlilik elbisesinden giydin mi?

– Gelinlik giydim, evet.

– Babam senin kim olduğunu bilmiyodu heralde.  Okumaya devam et

Reklamlar

Tarihe yazılsın adımız

Bu aralar sık sık söylüyorum:

Öyle bir memlekette yaşıyoruz ki, çocuklarımız okullarında, çok iyi şartlarda eğitim aldıklarında utanıyoruz, Babalar Günü kutlamaya utanıyoruz, oğlumuzu/kızımızı doyasıya öpüp koklamaya utanıyoruz, Okumaya devam et

O beni prenses, peri “sanmıyor”!

Sabah sabah Elif‘in yazısını okudum, ruhum daraldı. Alışılmışın dışında bir durum olduğundan değil, yıllardır bir arpa boyu yol gidemediğimi anlamamı sağladığı için. Neredeyse dört sene önce “Gaydiri Gubbak Cemilem” yazımın son paragrafında yazmışım, yine de yaklaşan tehlikeyi sezememişim.

Durum şu: Milletin sevgilisi, çocuğu onu “prenses, peri” sanarken, bizimkiler (Evet kocam da dahil bu kadroya) beni Wonder Woman sanıyorlar. Okumaya devam et

Durdum…

Durdum yine bu ara… Canım Müminem‘in yazdığı gibi, “İçimi yiyen kocaman bir huzursuzluk, yere göğe sığamama ve neredeyse çıldırma hali. Sebepler çok; en başta freni patlamış araba gibi gitmekte olan ve beni dehşete düşürüp, güçlü bir endişeye sevk eden ülke hali, karmaşa, güvensizlik, üzüntü, kasvet (…)”  Kimisi sıkıntıyla, dertle beslenir, yaratıcılığı artar ya, bende tam tersi. Kalakalıyorum, elim kolum kalkmıyor, azami ihtiyaçlar dışında bir gıdım çaba sarfetmek eziyet gibi geliyor.  Neyse ki benim için de “Yolunda giden, gitmeyen birşeyler ve bitmez hayaller” var. Kalan mecalimi son zerresine kadar Rüzgar için tüketiyorum, böyle geçip gidiyor günler… Okumaya devam et

Hayat, çocukluğun tekrarından ibarettir.

“Tüm çocuklar, dünyaya prens/prenses olarak gelir. Ama ne yazık ki, büyük bir kısmı sonradan kurbağaya dönüşürler”.

Doç. Dr. Azmi Varan, 30 Kasım 2013 Cumartesi Günü  TED Bodrum Koleji’nin düzenlediği, “Prensler, Prensesler ve Kurbağalar; Anne-Babalığın Farkında Olmadığımız Yanları” adlı semineri, Eric Berne’in bu sözleri ile açtı.

Anladım ki, seminer sırasında not almak değil, ses kaydı falan yapmak gerekirmiş. Elim, beynimin hızına yetişemedi desem yeridir.

Azmi Varan, hocalık yeteneğinin dışında adeta bir hitabet ustası. Tavırları, samimiyeti, izleyenleri ile kurduğu iletişim inanılmaz. Eğer bu alanı seçmeseymiş, kesinlikle Türkiye’nin Jay Leno’su olabilirmiş. (Bence hala denemek için şansı var 🙂 )  Okumaya devam et

Bu belki de ilk büyük hayal kırıklığım…

Çelişkilerle, gidişler-dönüşlerle dolu hayatımdaki çalkantılar çocukluğumda başladı. (Aslında ben portakalda vitaminken başlamış da, o zamanları anımsamadığım için, saymıyorum) Nedendir bilmem, hep uçlarda yaşadık. Ekonomik durumumuz iyiyken çok “zengin”dik, işler bozulduğunda da tepetaklak dibe indik.

Babam kimyevi madde ticareti ile uğraşıyordu. Standartların üzerinde ekonomik koşullara sahiptik. Nişantaşı’nın göbeğinde kocaman bir evde oturuyorduk, ben koleje gidiyordum, tam Türk filmlerindeki uçarı Filiz Akın tipinde bir genç kızlık dönemi yaşıyordum. Sonra ne olduysa oldu, Okumaya devam et