Geçenlerde Buya, benim blogu bayağı bir alt-üst etmiş, sonra da şu yazıma kibar bir serzenişle yorum bırakmış: " elbise, ütü ve sümük olayına koptum 🙂 ütü olayını 3 kerede anladım ama :))))) koptum sonrasında:)) ya görkem eskiden daha uzuuuunn yazıyormussun :(" Evet, gerçekten eskiden daha uzun yazardım. Bir kere, daha çok vaktim vardı, ikincisi Buya'ya cevabımda da yazdığım… Okumaya devam et Vur dedi, öldürdüm!
Kategori: OkulHayati
Altı yaşında bir çocuktan hayat dersi almak isteyenler, böyle buyurun…
Rüzgar'la okuldan dönüyoruz. Tam ana yola çıkıyoruz ki, Rüzgar bağırıyor: "Anne, baksana deniz nasıl da pırıl pırıl parlıyor!" "Aaaa, harika! Rüzgar, yolun burasından denizin göründüğünü hiç farketmemişim" diyorum coşkusuna katılarak. "Demek ki dikkatlice bakmamışsın" diyor. Etrafımıza iyi bakalım, sevdiklerimize, sevenlerimize, bizi mutlu eden her şeye... Güzellikler gelip geçiveriyor bazen, arkasından bakakalmayalım. Sevgililer Günü kutlu olsun...
Hayat, çocukluğun tekrarından ibarettir.
“Tüm çocuklar, dünyaya prens/prenses olarak gelir. Ama ne yazık ki, büyük bir kısmı sonradan kurbağaya dönüşürler”. Doç. Dr. Azmi Varan, 30 Kasım 2013 Cumartesi Günü TED Bodrum Koleji’nin düzenlediği, “Prensler, Prensesler ve Kurbağalar; Anne-Babalığın Farkında Olmadığımız Yanları” adlı semineri, Eric Berne’in bu sözleri ile açtı. Anladım ki, seminer sırasında not almak değil, ses kaydı falan yapmak gerekirmiş.… Okumaya devam et Hayat, çocukluğun tekrarından ibarettir.
Ayarlara doyamadım!
Rüzgar'ın ilkokul hayatının ilk ara karnesini aldık Cuma günü. Hatta Instagram'da bu konuda yediğim ilk ayarı taze taze duyurmuştum: Ben, okul hayatında not olayını fazla kafasına takanlardan değilim (Yazar burada, aynı cümleyi kuran ailelerin yüzde 98,2'sinde görüldüğü şekilde, yalan söylüyor 🙂 ) Tamam, düzeltiyorum, hiç umursamıyor değilim ama yüksek notlardan önce beni gururlandıracak, koltuklarımı kabartacak… Okumaya devam et Ayarlara doyamadım!
Rüzgar’a ölümü anlatmak… İkinci defa.
İki sene önce, 9 Şubat'ta babamı kaybettim... Mücadelesi, yıpratıcılığı ile bana çok çok ciddi bir sınav verdiren, 65 kilodan 49 kiloya düşmeme sebep olan uzun bir dönemin ardından, babam yoruldu ve gitti... Rüzgar'a uzun süre bu gerçeği söylemedim. Tamamen kişisel kararımdı. Bu konuda eleştiri kabul etmedim, tüm önerilere kulaklarımı tıkadım. Bir gün, doğru zaman olduğunu… Okumaya devam et Rüzgar’a ölümü anlatmak… İkinci defa.
Pazartesi sendromuna ilaç gibi yazı: Rüzgar’ın ilk okul haftası…
Efendim, 4+4+4 yasası çıktığından beri tüm hönkürmelerime, gözyaşlarıma, eğitim sistemine karşı çıkışlarıma rağmen, tabii ki Rüzgar ilkokula başladı. Oryantasyonu saymazsak, birinci sınıftaki ilk haftamızı kazasız belasız atlattık. (Çoğul konuşmamın sebebi gerçekten ikimiz için de alışılmışın dışında bir hafta olmasıydı. Yoksa, çocuğumla kendimi tek beden sayan "hasta olduk" "ödül aldık" "kakamızı tuvalete yaptık" tarzı cümleler kurmam… Okumaya devam et Pazartesi sendromuna ilaç gibi yazı: Rüzgar’ın ilk okul haftası…
Altı senedir birlikte büyüyoruz
Benim güzel oğlum; Hani; ilk aylarında güç-bela aldığın kiloları gram gram saydığım, uyurken saati kurup nefesini kontrol ettiğim, sağdığım her 10 cc. süt için onlarca kez şükrettiğim, beni yoğun bakım servisiyle, psikiyatrlarla, iki saatlik uykuyla ayakta durabilme yeteneğimle, bir sürü terminolojiyle, sabırla, sonsuz sevgiyle tanıştıran oğlum... Altı senedir birlikte büyüyoruz seninle... Şimdi üzerinde sana büyük… Okumaya devam et Altı senedir birlikte büyüyoruz
Just another brick in the wall…
Üniversite hariç, hayatımın hiç bir döneminde okulu sevmedim. Bunda hem yaşantımdaki çalkantıların (İlkokulda dört, Ortaokul ve lisede üç okul değiştirdim), hem dışarıdan gayet ağırbaşlı, uyumlu birisi gibi görünmeme rağmen ruhumda kopan fırtınaların, bir yandan da otoriteye karşı inanılmaz bir alerji geliştirmemin payı var. Kafamın Türkçe dışındaki derslere pek basmadığını da eklemem lazım. Tüm bu etkenlere… Okumaya devam et Just another brick in the wall…
Kul sıkışmadıkça hızır yetişmezmiş :)
Bazen writer's block denilen rahatsızlığa kapılıyorum. Writer's block durumu, genelde kendini haddinden fazla kritize eden yazarlarda, yeni bir şey yazamama halinin verdiği baskı olarak açıklanabilir. Kaba tabirle, af buyurun, yaratma kabızlığı da denilebilir 🙂 Dünya Tiyatro Tarihi ve Kuramları hocamız Prof. Dr. Murat Tuncay şöyle derdi: "Sanırım dünyada hiç kimse kendini, önünde boş A4 kağıt ve… Okumaya devam et Kul sıkışmadıkça hızır yetişmezmiş 🙂
Elalemin ağzı torba değil ki… (Bu yazı çok çocuklu ailelere adanmıştır :) )
Rüzgar, okul çağına yaklaştığından beri ilgi alanım oldukça değişti. Çoğumuz öyleyiz sanıyorum, emekleme meselesi bitti, yürüme, o bitince ek gıda, sonra tuvalet eğitimi... Tüm bunların pedagojik boyutları... Derken derken, her an gündemimiz farklılaşıveriyor. Genel meraklarım dışında da, her zaman çok okuyan, çok araştıran, çok konuşan biri olduğumdan bir gıdım ondan, biraz buradan şeklinde, hemen hemen… Okumaya devam et Elalemin ağzı torba değil ki… (Bu yazı çok çocuklu ailelere adanmıştır 🙂 )