Rüzgar basın toplantısında…

Rüzgar’ın okulunda çok sevdiğim bir uygulama var: Paylaşım saati. Her sabah aynı saatte, tüm sınıf arkadaşları bir araya geliyor, daire oluşturarak oturuyor ve sırayla bir önceki günü nasıl geçirdiklerini, neler yaptıklarını, hissettiklerini vs. anlatıyorlar. İşin ilginç yanı, başkasını dinleme konusunu pek önemsemediğini düşündüğüm Rüzgar, hemen hemen her gün, arkadaşından duyduğu, kendisine ilginç gelen bir olayı bana aktarıyor. Ali babasıyla maça gitmiş, Ayşe düşmüş, hastaneye gitmek zorunda kalmışlar. Esralar köpek almış (Bunun benim nabzımı ölçmek amacıyla uydurulan bir yalan olduğunu düşünüyorum çünkü aynı havadisi sık sık veriyor ve öznesi hep değişiyor), Leyla’nın bebek kardeşi dün gece onu hiç uyutmamış, resmen uyumadan okula gelmiş.  (Resmen kelimesini yeni öğrendi ve sürekli kullanmayı çok seviyor) Selim uçakla İstanbul’a gitmiş ama uçağı hiç beğenmemiş. Pegasus’la uçmuşlar, çok yavaşmış, Atlas Jet süper hızlı gidiyormuş gibi… İsimleri atıyorum ama olaylar gerçek 🙂

Geçtiğimiz hafta, Rüzgar hastalandığı için hiç okula gidemedi. Bu arada anneanneler, babaanneler geldi, arkasından yılbaşı derken bizimkinde bayağı bir macera birikti tabii. Dün öğretmeni telefon açtı. Okumaya devam et

Yumurta kapıya dayandı!

Geçtiğimiz hafta başında Rüzgar’ın öğretmeni, gönderdiği bültende şöyle yazmış:

Değerler eğitimi dersinde yapacağımız ‘’Yumurta sorumluluğu’’ etkinliği için desteklerinize ihtiyacımız var. 3 Aralık Pazartesi gününden başlayarak 7 Aralık Cuma gününe kadar öğrencilerimizden bir yumurtayı kırmadan okula getirmelerini ve eve götürmelerini bekleyeceğiz. Yumurtalar haşlanmış olacak ama öğrencilerimiz bunu bilmeyecek ve her gün aynı yumurtayı okula getirip eve götürecek. Sınıfta oluşturacağımız “Yumurta sorumluluğu panosu”nda kendileri, değerlendirmeler yapacaklar. Öğrencilerimizin sorumluluk bilincini geliştirici bir çalışma olan bu etkinlikte vereceğiniz destek ve işbirliği için teşekkür ederiz.

Gayet güzel ve basit değil mi?
DEĞİİİLL!  Okumaya devam et

Kalp Ağrısı

Küçüklüğümde aşk/meşk olaylarına girdiğimi hiç hatırlamıyorum. Hele ki ilkokulda, öyle bir şeyin varlığından bile haberim yoktu. Ortaokul yıllarımda babaannemin evinin karşısındaki apartmanda oturan bir çocuğu çok beğenmeye başladım. O sıralar ben 14 falanım, o da 24-25 . Eve geliş saatlerine yakın, yazsa balkona, kışsa pencerenin önüne kamp kurar, bir kaç saniyelik saadet yaşardım. Okumaya devam et

Kobe or not to be!

Maillerde dolaşan, kayıt altına alınmış gerçek hikayelere dayandığı söylenen meşhur “call center cinnet anları” diyaloglarından birisini okudum geçenlerde:

Adamın birisi, İnternet servis sağlayıcı şirketlerden birinin Müşteri Hizmetleri Çağrı Merkezi’ni arar,

Müşteri-  Internet istiyo bizim kız Okumaya devam et

Şimdi Bodrumlu olduk, sokakları doldurduk :)

Rüzgar’ın 22 aylıktan beş yaşına kadar aynı kreşe devam ettiğinden ve öğretmenlerini birer eğitimciden çok, bir abla, neredeyse anne gibi benimsediğinden bahsetmiştim daha önce. Şeker Portakalı Anaokulu, belki de benim annelik yaşantımın en büyük şanslarından biri oldu. Öğretmenleri ile kurduğumuz sağlıklı iletişimle Rüzgar’ın gelişimsel problemlerinin üstesinden sancısız bir şekilde geldiğimiz gibi, aynı zamanda Bodrum’da kuracağımız yeni hayatımıza da onu çaktırmadan, mükemmel bir şekilde hazırladılar. Rutin delisi, salondaki sehpanın yerinin değişmesine bile tahammül edemeyecek kadar alışkanlıklarına düşkün oğlum, süreci kazasız belasız atlattıysa, bu benim plan program delisi obsesif yapımın, ince hesaplarımın, destekçilerimin ve kreş öğretmenlerinin başarısı.  Neler yaptığımızı kısaca anlatayım: Okumaya devam et