Bu yazı özel bir çocuğun özel ailesi tarafından, kalbi kırılan bir meleğin kalbi bir daha kırılmasın diye kaleme alınmıştır

Rüzgar’ı elimden geldiğince dogmalardan, tek boyutluluktan, öznel saptamalardan uzak yetiştirmeye çalıştığımı biliyorsunuz. Çevreden gelen uyarılarla, zaman zaman ciddi darbeler alsam da, bu yanımı törpülemedim, asla da törpülemeyi düşünmüyorum. Çocuğumun geleceği ile ilgili pembe hayallerim yok. Hiç bir zaman “Büyüdüğünde doktor olsa” demem, “bilmem kimin kızı dahi çıkmış, şunun oğlu absolute kulakmış, keşke Rüzgar da öyle olsa” diye içimden bile geçirmem. Kocamın, tuttuğu takım konusunda onu etkilemesi bile üzüyor beni, anlamsız buluyorum. Ama şunların hayalini kuruyorum: Okumaya devam et

Reklamlar

Hoş mu geldin yaz?

Okul zamanı, saat 07.30’da yataktan malayla kazıdığın velet, tatil günü saat 07.00’da hönkürerek uyanır:

– Anneee acıktııııım!. Ne zaman olur kahvaltım?

Yataktan kalkar, alelacele yüzünü yıkar, o duvar senin, bu duvar benim, çarpa çarpa mutfağa ilerlersin.  Okumaya devam et

Vur dedi, öldürdüm!

Geçenlerde Buya, benim blogu bayağı bir alt-üst etmiş, sonra da şu yazıma kibar bir serzenişle yorum bırakmış:

” elbise, ütü ve sümük olayına koptum 🙂 ütü olayını 3 kerede anladım ama :))))) koptum sonrasında:)) ya görkem eskiden daha uzuuuunn yazıyormussun :(” 

Evet, gerçekten eskiden daha uzun yazardım. Bir kere, daha çok vaktim vardı, ikincisi Buya’ya cevabımda da yazdığım gibi, eskiden Rüzgar’ın söylediği şeyler daha enteresan geliyordu bana. Şimdi alıştık heralde. Neyse ki kağıdım kalemim hala yanımda ve not almaya devam ediyorum. Üçüncüsü, dünya bu kadar kötü değildi. Yani belki öyleydi de, böylesine ayyuka çıkmamıştı kötülüğü. Dolayısıyla artık Rüzgar’ın sümüğünden, sayıklamalarından, gündelik telaşlarımdan bahsetmekten utanıyorum galiba… Hatta günün her saati, fettan bir kadın gibi bize işve yapan denize bakıp keyif almaktan, Bodrum’un güzelliğinin gözlerimi kamaştırmasından bile utanıyorum.

Ama dünya kötü diye anılarımı saklamaktan da kaçınacak değilim. Buyurun bakalım, ayakkabı kutularından milyon dolarlar çıkarken, insanlar gaz bombaları altında sığınacak delik ararken, “tape”ler, “filmler”, Kabataş “saldırısı” iddiaları, paralel dünyalardan gelen açıklamalar, beddualar, raporlar, yalanlar ortalıkta uçuşurken biz küçük ve masum yaşantımızda neler yapmışız: Okumaya devam et

Hayat, çocukluğun tekrarından ibarettir.

“Tüm çocuklar, dünyaya prens/prenses olarak gelir. Ama ne yazık ki, büyük bir kısmı sonradan kurbağaya dönüşürler”.

Doç. Dr. Azmi Varan, 30 Kasım 2013 Cumartesi Günü  TED Bodrum Koleji’nin düzenlediği, “Prensler, Prensesler ve Kurbağalar; Anne-Babalığın Farkında Olmadığımız Yanları” adlı semineri, Eric Berne’in bu sözleri ile açtı.

Anladım ki, seminer sırasında not almak değil, ses kaydı falan yapmak gerekirmiş. Elim, beynimin hızına yetişemedi desem yeridir.

Azmi Varan, hocalık yeteneğinin dışında adeta bir hitabet ustası. Tavırları, samimiyeti, izleyenleri ile kurduğu iletişim inanılmaz. Eğer bu alanı seçmeseymiş, kesinlikle Türkiye’nin Jay Leno’su olabilirmiş. (Bence hala denemek için şansı var 🙂 )  Okumaya devam et