Evlerden ırak…

Geçenlerde “Beyninize Zarar Veren Alışkanlıklar” adlı bir mail geldi. Okudum, okudukça güldüm. Çünkü gördüm ki, anlatılanlara göre, bir anne olmamın getirdiği yaşam tarzıyla, benimkinin şu an itibariyle hala çalışıyor olması bile mucize. Beynimize zarar veren alışkanlıklar şunlarmış: Okumaya devam et

İyi insanların başına kötü şeyler geldiğinde

Geçen yıl melek olan güzeller güzeli Nehir‘i büyük olasılıkla tanıyorsunuz. Onun muhteşem, cesur yürek, savaşçı annesi Zeynep’i, kocaman dağ gibi desteğiyle babası Mahmut’u ve ailenin ilham kaynağı ablası Leyla’yı da… Ben ve Nehir’i merakla, umutla takip eden tüm aileler, o minik kızdan çok şey öğrendik. Hayata bakışımız, sorunlarla başetme biçimimiz hatta çocuklarımıza yaklaşım şeklimiz değişti. Şimdi bu güzel aile, seneler süren savaşlarının ardından acılarıyla yüzleşmekle yetinmiyor, ilahi bir görevi de üstleniyorlar. Okumaya devam et

Kibar Feyzo

Rüzgar, her zaman iştahsız, yemeğe karşı ilgisiz, bu konuda zor bir bebekti. Şu an geçmişte yaşadığımız pek çok sorunu bertaraf etmekle birlikte, başkalarına eziyet gibi gelen, oysa tarafımca lütuf olarak nitelendirilen bir aşamadayız.

Çekenler bilir, iştahsız çocukların anneleri, çocuklarıyla uğraşmak yetmezmiş gibi, bir de çevreden gelen binlerce öneriye, eleştirilere, hatta bazen hakarete varan yorumlara göğüs germek zorunda kalırlar. Böyle çocuklara sahip olan ve Türkiye’de yaşayan annelerde mangal gibi yürek olması gerekir. (Zira hiç bir Amerikalı ya da İngiliz veya Alman anne, çocuğunuzun kaç kilo olduğunu, ek gıdalara ne zaman geçtiğinizi, sizin hamileliğinizde kaç kilo aldığınızı falan sor(a)maz size) Bana geçenlerde Migros’ta bir kadın yanaşıp, çocuğumun neden böyle zayıf olduğunu sordu. Kulaklarıma inanamadım. Bu nasıl bir sorudur be kadın? Patronum bazı gıcık edici iş görüşmelerinden bahsederken, “uçup tepesine binesim geldi” der. Aynen benim de öyle uçan tekmeyle giresim geldi o an. Teyzecim, sorunu sordun da, nasıl bir cevap almayı bekliyorsun ki:

• Toplama kampından yeni geldi, anca toparlıyo teyzesi.

• “Açım anne” diyo, yalvarıyo, yedirmiyorum. Manyağım ben!

• Tanıştıriim; kendisi tıp literatürüne giren en küçük Anoreksiya Nervoza hastası.

• Zayıf diil, boyu çok uzun. Aslında kendisi 18 aylık, kilosu tam da olması gereken persantilde ama dört yaşında olduğunu söylüyoruz, deliyiz ailece.

Annem de her defasında, ne zaman birisi bu tür bir boşboğazlık yapsa, bıkıp usanmadan açıklamalar yapar. “İşte erken doğdu da, görseniz şu kadarcıktı, şükür yine bu günümüze blablabla” “Bırak anne” derim, “kime ne?” Ben, pedagoji dünyası ister kabul etsin, ister ayıplasın “Ne kadar yerse yesin, nasıl yerse yesin, sıkılmadan-bunalmadan yesin, yeter ki yesin” tarzının sıkı bir takipçisiyim. Rüzgar’ın psikiyatristi bile durumu anlattığımda “Ahh bilirim ne zordur yemeyen çocuk” diye iç geçirdi. (Yaşasın eşekten düşenler 🙂 )

Bir de en azından iyi niyetli olan “Şekerim, akıl vermek gibi olmasın ama, peki şunu denediniz miiii?”ciler var. “Denedik anacım. Onu da denedik, bunu da denedik, hatta sizin şu anda aklınıza bile gelme ihtimali olmayan onbinbeşyüzelliyedi ayrı varyasyonu da denedik. Sizin tosuncukta, yemek seçtiği için ders verme amacıyla aç yatırdığınızda yöntem işlemiş olabilir bizde iş-le-mi-yoooo” Rüzgar’a hayatındaki en mutlu günü sorsanız, ameliyat olacağı günkü yemeksiz-susuz geçirdiği saatleri anlatacaktır  büyük ihtimalle.

Bu sebeptendir ki, ailece sofra geleneğini oturtamadık. Beraber sofraya otursak bile ben önce Rüzgar’ı yediririm, sonra kendimiz yeriz. Zor öğünlerde (kahvaltı mesela) sofraya bile oturtmadan ayrı yedirmek durumunda kalırım. Fakat bu durum beni rahatsız ettiğinden genelde saçma sapan bir şeyler yese bile bir şekilde masaya oturmasına  gayret ederim. Eğer bizden uzaktaysa, mutlaka bir kez onu sofraya davet ederim.

Dün de önce onu yedirdim. (Zaten Rüzgar kalktığında baba hala uyuyordu) Sonra biz soframızı kurup oturduk. Bahçedeydik, o da havuzunda tepişiyordu. Islak ıslak masaya oturamayacağı için bu defa herhangi bir teklifte bulunmadım.  Kahvaltıya başlayalı bir kaç dakika olmamıştı ki, bizimkinden bir ses geldi:

Rüzgar: Annecim, size katılmayı çok isterdim…

Ben      : (Mutluluktan çıldırmama ramak kalmış) Eeee katıl hadi o zaman tatlım.

Rüzgar: Ama istemiyorum.

Ben      : ?!?!?!??!?!

Genel istek üzerine: Biraz da gülelim…

Kaç seferdir içinizi kıyıyorum yazılarımla, farkındayım. Yine zor zamanlardayız, fakat bu demek değil ki hayatımızda komik şeyler olmuyor. Anneme, Rüzgar’a Allah uzun ömürler versin, her gün yeni yeni bombalar patlatıyorlar.

§§§

Görkem ve Ümit son zamanlarda asosyallikten gebermektedir. Akşam üzeri Görkem’e çok sevdikleri bir arkadaşlarından telefon gelir ve akşam için çocuklu yemek daveti alırlar. (“Çocuklu davet ne ola ki?” diye düşünenler: Çocuğunuz olunca öğrenirsiniz 🙂 ) Okumaya devam et

Nefes almak…

…. Duyduğum rahatlamanın boyutlarını anlatmam çok zor… Sanki bir araba kazası geçirmişim ve arabam bir köprüden uçup nehrin dibine batmış, ben de bir şekilde açık camdan çıkıp soğuk, yeşil suların içinden gün ışığına doğru kurbağa gibi yüzerken nefesim neredeyse tükenmiş, damarlarım boynumdan fışkıracak hale gelmiş ve yanaklarım son nefesimle şişmişken, sonrasında SOLUK ALMAK. Su yüzüne çıkarak içime dolu dolu hava çekmeye başlıyorum… Ve kurtuluyorum… “Evet geri döndüm” diyorum. “Tabii ki geri döndüm”*

Yaklaşık bir ay önce tanıştım sıkıntıma kaynaklık eden arkadaşla: Okumaya devam et

Genel istek üzerine: Şifa Çorbası tarifi

Önceki parmak doğrama yazımın ardından bir çok mail geldi. Şifa Çorbam merak edilmiş. Yahu arkadaşlar, parmağımı doğradım diyorum, çocuğum bana böyle böyle yaptı diyorum, siz benden tarif istiyorsunuz… Biraz duyarlılık lütfen 🙂  Şaka bir yana, sizin de çocuğunuz, hastalık halinde çenesi tüm yemeklere kilitlenenlerdense,  midesine üç-dört kaşık bir şey bile girse, gerçekten ona olmasa da, anneye şifa olduğu kesin, en azından manevi anlamda. Okumaya devam et

Non-Iatrophobia*

 

Sabahın köründe uyanılmış. Rüzgar Bey, doğrudan direktiflere başlamış:

Onu giymem…kırmızı eşofmanı istemem…pijamayı çıkarmam…dişimi fırçalamam…saçımı taramam…perdeyi açma daha uyurum…Sally nerde? Sally olmadan kalkmam…emzikleri alma…mavi emziği rafa koy, sarıyı istemem, yeşili isterim..çorap giymem, hava sıcak…kahvaltı etmem…kahvaltı ederim ama balını çok koy, tatlı olsun…vazgeçtim, kahvaltıda Kinder yicem, dolabı aççç, biliyorum orda Kinder varrrr!  Okumaya devam et