Çocuğunuza hak ettiği gibi bir hayat veremediğinizi mi düşünüyorsunuz? Bir daha düşünün.

Sarsıcı fotoğraf sanatçılarını seviyorum ben, yüzüme tokat  olup çarpanları; Diane Arbus, Brenda Ann Kenneally, Tomasz Gudzowaty gibi.

Brenda Ann Kenneally, bir anne; Belgesel fotoğraf sanatçısı ve disiplinlerarası bir sanatçı olarak bilinse de o kendini “fotoğrafçı” değil “fotoğraf çeken” olarak tanımlıyor. Fotoğraf sanatçısı yerine de “Dijital halk sanatçısı” terimini tercih ediyor.

Brenda

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kenneally, gerçek olanı estetize etmeden, tüm çıplaklığıyla yansıtma tutkusuyla fotoğraf çekiyor. Kendisini Amerika’nın (Özellikle de New York’un) sefalet çeken, korkunç koşullarda yaşayan, dezavantajlı kesiminin yüzünü, tüm çıplaklığı ile yansıtmaya adamış. Alıp duvara asılacak türden fotoğraflar değil onunkiler, aksine, bir kez baktıktan sonra saklamak, görmek istemeyeceğiniz türden.

Kenneally, Manhattan’ın kuzeyinde, Troy isimli bir bölgede yaşamış. 17 yaşında hamile kalıp kürtaj olmak zorunda kaldıktan sonra, alkol bağımlığı ve sistemle boğuşarak oradan ayrılıp grup evlerinde kalmaya başlamış. Bağımlılıktan kurtulmasının ardından Okumaya devam et

Memnuniyetsiz olma hakkı

Senegalli bir kız… 25 yaşında. Altıncı çocuğunu doğurmak üzere, doğum merkezine gidiyor.

Yürüyerek.

Tek başına.

Sancısı var ama sorun değil, 25 yaşında bir kızın, 14 yaşında evlenip, her sene bir çocuk doğurması doğal bir durum olarak görülüyor onun kültüründe.

Ebeler paslı bir sedyeye yatırıyorlar onu. Okumaya devam et

Hayatın tüm renkleri…*

#OtizmliyeYerAc #otizmifarketyasamipaylas #OtizmliyiEngelleme

 

* Bu yazı, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü için, Otizmli annesi, iletişim danışmanı, otizm aktivisti, ODFED Genel Sekreteri, ODDER Başkanı İrem Afşin tarafından hazırlanan ve otizme dikkat çekmek isteyen platformlarda yayınlanacak olan bir ortak yazıdır.

 

 “Biz ikimiz, çok başka bir yerden, büyük bir boşluktan, hiçlikten, sessizlikten, kapalı bir fanusun içinden geliyoruz. Yoku çok, azı fazla, yaşam sevincinin dibine vuran, hayatı farklılıkları ile yaşamayı öğrenmek zorunda kaldığımız bir uçurumun taa en dibinden geliyoruz. Öyle bir yerden geliyoruz ki, “gelmez, düzelmez, hayata katılmaz, konuşmaz, kendini seslendirmez, hayatı anlamaz, anlatamaz, asla paylaşamaz, duygularını gösteremez, hissedemez, arkadaş olamaz, okuyamaz, hiçbir zaman tam öğrenemez, hatta sevemez” demişlerdi… Hepsinin ne kadar boş olduğunu yaşama sımsıkı tutunmasıyla gösteren oğlum sayesinde şimdi otizmli oğlumun annesi olmak ve diğer otizmli çocuklar için çalışmak kadar beni hayatta tanımlayan bir şey yok! Okumaya devam et

Dokuz saatlik elektrik kesintisinden öğrendiklerim…

Ey okur,

Bu ülkede (evet bütün ülkede), yaklaşık dokuz saat süresince elektrikler kesikti bugün. Şimdi sen bu yazıyı okuduğunda yıl 2058 falansa “yok artık” diyeceksin, ya da belki de demeyeceksin, eğer Yeni Türkiye’de yaşıyorsan… Neyse, sonuçta hala nedenini anlayamadığımız bir sebepten, gün boyu elektriksiz kaldık.

Sabah, twitter ve Facebook’da şöyle yazmıştım: “Ne zamandır benden ilgi bekleyen botlarımı boyadım, kitabımı bitirdim, dolap düzelttim, yemek yaptım, yazımı yazdım, bir baktım geçe geçe 50 dk geçmiş. Ee üşüyorum ben!!! ‪#‎DireniPhoneŞarjı‬ ”

Şarj dayanamadı tabii, hatta ben de dayanamadım. Ama tam anlamıyla kötü bir gün geçirmiş sayılmam. Neler mi oldu:  Okumaya devam et

Sevgililer Günümüz, kutlu olsun mu?

Cumartesi sabahı, alarmın sesi ile uyandım. Evet, Cumartesi günleri de alarmla kalkıyorum çünkü Rüzgar’ın Wushu çalışması var. Kocamın sevgililer günü için hazırladığı sürpriz, çeşitli nedenlerle suya düşünce, bari oğlan antrenmandayken karı-koca baş başa kahvaltı edelim diye düşündük. Her hafta sonu Wushu aşkıyla yataktan fırlayan Rüzgar Bey, bu düşüncemizi hissetmiş olacak ki “Ben öksürüyorum, çok da halsizim. Galiba gidemeyeceğim” buyurdular. Dolayısıyla bu şansımızı da kaybettik. “Madem evdeyiz, bari adamcağız uyusun” düşüncesiyle sessizce yataktan kalktım. Önce Rüzgar’ın kahvaltısını hazırladım, sonra da ben kahvaltımı ettim. Ümit’in kahvaltı tabaklarını koyarken “Tereyağını tabağın etrafına bulaştırmasın da, en güzel sevgililer günü hediyesi o olur” dedim kendi kendime. Sonra mutfağı topladım, yemek yaptım, Rüzgar’a meyve kestim, bilgisayarın başına geçtim. Baktım ki, ben böyle gündelik, aptal aptal düşünceler içindeyken; 20 yaşında dünyalar güzeli bir genç kız, Özgecan Aslan öldürülmüş dün. Okumaya devam et

Yeni yıla taşımamanız gereken 10 zehirli insan tipi

Hayatımın hiçbir döneminde kendimi içsel yönden eğitmeyi başaramadım. Bu da bir yetenek sanırım ve bende yok. Kitaplar, filmler, nefes egzersizleri, yediğim sağlam kazıklar, yoga, hayal kırıklıkları… Hiç biri beni yeterince silkelemeyi başaramadı. Etrafını umursamayan, kendisini hayatın merkezine koymayı başarabilen kişilere nasıl gıpta ediyorum anlatamam. Hala buluttan nem kapan, olmadık şeyleri kafasına takan, enerjisi karşısındaki kişiye bağlı olarak korkunç etkilenen, tereddütlerin, iç sıkıntısının, huzursuz uykuların kraliçesiyim. Sanırım benim içsel yolculuğum da böyle gelip böyle gidecek…

Yeni yılın ilk haftasına başlıyoruz bugün… Tüm hatalarımızı, pişmanlıklarımızı silip atamayız, baştan başlamak her zaman olanaklı değil, yeni bir insan olamayız (En azından ben olamam). Ancak son zamanlarda, yakın çevremdeki “zararlı”lardan uzak durmak konusunda azimle yol aldığımı düşünüyorum.

Paul Hudson bu konuda 10 Toxic People You Shouldn’t Bring With You Into The New Year başlığı altında güzel bir sınıflandırma yapmış. Şöyle bir toparladım ve sizinle de paylaşmak istedim.  Okumaya devam et

Sen; kim bilir rüzgârlı eteklerinle, şimdi hangi iklimdesin?

 

Sen kim bilir rüzgârlı eteklerinle

Kim bilir hangi iklimdesin, ben

Sensiz bu sessizlikle

Deliler gibiyim sensiz

Bu sessizlikle *

 

Buraları sensizken sevmek o kadar zor ki… Kaç defa karıştı gözyaşlarım yağmura, denize, çok sevdiğimiz Bitez’in kumlarına, Bodrum rüzgarlarına biliyor musun? “Yaş aldıkça, gitmelere, terk edilmelere alışmak lazım” diyorlar… Ama ya zamansızlara..?  Okumaya devam et

Akılsız başım…

Rüzgar’ın arkadaşının doğum günü partisine davetliydik geçen hafta… Ancak, Wushu dersinden direkt partiye geçmemiz gerekiyordu, eve dönmeye zamanımız yoktu. Ben de partide giyeceği kıyafetleri yanımıza almak üzere hazırladım, çantayı da kapının girişine koydum. Sonra, ne mi oldu? Tahmin ettiğiniz şey tabii ki…  Okumaya devam et

Köyden indik şehire. İnmez olaydık!

IMG_7797c

 

 

 

 

 

 

 

Eylül ayında Bodrum’daki hayatımızın üçüncü yılına girdik. İstanbullu bir İzmir kızıyken; Bodrum iyi geldi hepimize… Yine de kendime “Ben artık Bodrumluyum” diyemiyordum henüz. Canım kuzenim, arada İstanbul’a gelip de, daha havaalanına adım atar atmaz “Ay boğuldum, üzerime üzerime geliyor bu şehir” dediğinde, “Amma da abartıyor, o kadar da olmaz yani” derdim.  Okumaya devam et