Dünya’nın en yalnız çocuğu

Yaklaşık üç haftadır, Rüzgar’la, uzun zamandır yaşamadığımız bir gelişim dönemecinin üstesinden gelmeye çabalıyoruz.

Rüzgar bu yıl dokuz yaşına bastı. İnsanın eli-ayağı nasıl bağlanıyor, bazen nasıl da biçare kalıyor çocuğu söz konusu olduğunda, unutmuşum… Gece kabuslarını, her an diken üzerinde oturmayı, üç saat uykuyla işe gitmeyi, sürekli kafanı kurcalayan “Ne yapsam, şu yöntemi mi uygulasam, üzerine mi gitsem, kendi haline mi bıraksam?” sorularını unutmuşum.

Hani sizin derdiniz dünyanın en ağır yüküymüş gibi hissedersiniz ya; işte böyle düşünüp çözüm aramak için internette dolaşırken tanıştım David ile. Hiç yaşayamadığı kısacık hayatı, çaresizliği, yalnızlığı vurdu yüzüme yüzüme…  Okumaya devam et

Reklamlar

“Şu an bulunduğum yer, benim masalım”

Hayatım, hiç bir zaman gereksinim duyduğu desteği alamamış ya da üzerinde yeterince durulmamış, kuvvetle inanılmamış, tırmalanmamış, dolayısıyla tozlu çekmeceleri boylamış projeler çöplüğü gibi. Geçenlerde bir yazı paylaşmıştım Facebook’da, yazının başlığı “Herkes .ıçıp batırmanızı istiyor” Paylaşırken de şöyle yazdım: “Benim gibi, hayatı boyunca hayallerinin gölgesinde yaşayanlara…” Serkan Mutlu, yazısında hayallerini gerçekleştirmek için çabalayanlara ket vurulmasının bir nevi yurdum insanı refleksi olduğunu belirtiyor ve şöyle diyordu:

Ya başarırsanız? Ya çemberin içindeki bir diğer kişi de size katılırsa? Ya grubun içindeki o normal algısı değişirse? Saniyenin binde biri kadar sürede, karşınızdaki kişi kendisine bu soruları soruyor ve sizin bu yeni kararınızı bir tür tehdit olarak algılıyor. Bisikletle Avrupa turu yapacağınıza dair bilgiyi alır almaz, yaşayacağınız muazzam maceradan bahsedeceğine, “Umarım bisikletin bozulmaz” diye eklemesi bu yüzden: Yapamayacağınızı, hizayı bozamayacağınızı, çemberin dışına çıkamayacağınızı düşünmek istiyor; çünkü kendi tercihinin isabetli olduğunu doğrulamaya ihtiyaç duyuyor.
Demek kendi şirketini kuruyorsun… Gerçekten çok sevindim! Peki sermayen var mı? Ya müşteri bulamazsan… Kirayı nasıl ödeyeceksin?
 
veya…
Demek kendi şirketini kuruyorsun… Gerçekten çok sevindim! Biraz riskli ama en kötü ihtimalle bir işe girersin, ne olacak?
 
Bir önceki örnekten sonra, buna hazırlıklıydınız diye tahmin ediyorum. Emin olun, heyecanla kendi işinizi kurma kararınızı açtığınız arkadaşınız da sıkılıp bunaldığı o ofisten ayrılmayı, zaten hiç sevmediği müdüründen kurtulmayı yüzlerce kere düşündü. Topladı, çıkardı, böldü, çarptı; kredilerini ve kirasını, köpeğinin mamasını, doğalgaz faturasını, apartman aidatını düşündü; sonunda o adımı atamadı ve vazgeçti.
Siz ise yok yere onun bu kararını sorgulamasına sebep oldunuz. Siz o meş’um ağzınızı açana kadar, o konuya dair muhasebe bitmiş, fatura çoktan kesilmişti. Ona kafayı yastığa koyduğu anda üzerine düşüneceği ve belki de pişman olacağı bir konu verdiniz. Bu gerçekten de kabul edilemez!

İşte ben de, ne yazık  ki böyle sözlere prim verenlerdenim. Bunu ajitasyon olsun diye söylemiyorum, kimseyi suçlamıyorum. Kendimden başka. Ama bir düşünün, onlarca rengarenk hayaliniz olduğunu ve hayatınız boyunca hayallerinizi sadece izleyip durduğunuzu. Hele bir de hayal kurmaya yatkın bir mesleğiniz varsa… Hatta sizin hayallerinizden müşterileriniz, patronunuz para kazanıyorsa…

quotes-inspire-success1

Bu yüzden, özellikle cesur, girişimci kadınlara inanılmaz saygı duyuyorum. Bunu kesinlikle saklamıyorum, hatta bazen kıskandığımı da açık açık söylüyorum. Haset değil benimki, hayranlık. Desteklemek istiyorum, elinden tutup bir basamak çıkmasına yardım etmek istiyorum, “Ben yapamadım, sen yaptın. Helal olsun sana!” demek istiyorum.

İşte güzel arkadaşım Burcu da, bu saygı duyduğum kadınlardan birisi. Okumaya devam et

Annemin eli…

“Yemeklerin, anılarla birleşen bir kokusu vardır” derim hep…

Öyle bir kokudur ki o, burnumuzun ucundan asla gitmez. Okul dönüşü, apartmanın merdivenlerini üçer-beşer çıkarken, evin kapısına yaklaştıkça başını döndüren kek kokusu gibi mesela… Mutluluk gibi bir şeydir o. Huzurdur, sıcaklıktır, ailedir. Hemen hemen hepimizin çocukluğu o kokularla bezelidir. Şimdi, düşündüğümde, bir anda onlarcası geliyor aklıma.

Anneannemin evinde pişen kestane mesela… Yıllar önce kuzenim şöyle yazmıştı: “1980′ler… Kış gelmiş, dışarıda hava buz buzzzz. İzmir’in o inanılmaz kuru ayazı. Babamlar illa ki haftasonu kaçarlardı bir yerlere, biz doğru Anneanne’ye… Yani Sabuş’a! Sütten kakaolu kahve, kestane kebap, sessiz sinema, dayımın odayı karıştırmalar vs. Daha ne ararsan, bir çocuk daha ne ister ki? Meşhur kuru köfte olayına girmiyorum zaten. Anneannemin her evinden büyük keyif aldık biz bütün kuzenler… Ne bileyim her şey başkaydı sanki. Teknolojinin T’si yok memlekette bırak interneti, dvd’yi vs.  Sıkılmak mı ? Asla! Sıkılmak mümkün değil ki. Çıplak ampüllü bir salon, o meşhur kafa koymalıklı gri koltuklar, o sinema sahnesi renginde kalın kadife koyu salon perdesi falan. Hep beraber doluşurduk haftasonu. Bir evin her çekmecesinden nasıl Çokolin çıkar anlamak mümkün değil. Bayılırdık herşeyine. Salon soba sayesinde sıcacık, diğer odalarda dişlerin birbirine vurur. Yıllar öncesine gidiyorum her evde kestane yapışımda.” Okumaya devam et

Bizler… Onlar… Çocuklar…

ruzgarÇocuğumuz kitap almak istediğinde ne yapıyoruz? Anlamsız bir soru mu bu? Gidiyoruz, alıyoruz veya internetten sipariş veriyoruz falan değil mi? Değil! Çünkü hayat adil değil. Biz, bir süredir, bir grup kadın, Diyarbakır’daki çocuklar için bir şeyler yapmaya çabalarken (Tabii bu çaba, yine bazılarının kullanmaktan bir türlü vazgeçemediği “bizler” “onlar” kalıplarıyla “süslenerek” anlamsız romantik hareketler gibi gösterilmeye çalışılırken) SEİBA Uluslararası Hikaye Anlatıcılığı Merkezi, harika bir etkinlik oluşturdu. SEİBA Anlatıcıları bu defa masallarını çatışma bölgesindeki çocuklar için anlatıyor. Diyorlar ki: “Bu gecede en sevdiğimiz, kalbimizi titreten, bizi dünyaya bağlayan masalları anlatmak istiyoruz. İstiyoruz ki anlattığımız masallar “zor” durumdaki çocukları da dünyaya bağlasın, onlara bu karanlık dönemlerde ışık olsun.”

Biz, Bodrum’da olduğumuzdan geceye katılamıyoruz ama alanında uzman kişilerin özenle hazırladığı çocuk kitapları listelerinden bir kitabı alıp kargoyla gönderiyoruz. Bu şekilde hep birlikte #Diyarbakır #Sur Bölgesi’ndeki bir ilkokulda kurulacak çocuk kütüphanesine destek oluyoruz. Kitap listesine ulaşmak, rezervasyon yaptırmak için info@seibaanlatimerkezi.com adresine mail atabilir, detayları Facebook’ta “Çocuklar Kütüphanesi İçin Masal Gecesi” etkinlik sayfasından takip edebilirsiniz. 13 Ocak 2016’da, saat 19.30-21.30 arası Teşvikiye Komşu Kapısı Dayanışma Derneği’nde veya parmaklarınızın ucunda.

…Ve tam bu satırları toparlamaya çalışırken aldığımız haberle Suriçi’nde görev alan Mevlüde Ketani öğretmenin, evinde öylece otururken, başına kurşun isabet etmesi sonucu ağır yaralandığını öğrendik. İki çocuk annesi Mevlüde Öğretmen şu an yoğun bakımdaymış, iki çocuğu varmış, durumu ağırmış.

Bu yaşadığımız korkunç dönemi sona erdirecek çözüm nedir, kimdedir, neler yapılabilir bilmiyorum ama ne yaparsanız yapın, ne olur, hiçbir şey yokmuş gibi davranmayın.  

Ne olur…

Kanadı kırık

Rüzgar’ın başarısız olduğu konularda bile istekli, mücadeleci davranmasıyla hep için için gurur duydum. Motor gelişimi sürekli geriden gelmesine rağmen asla vazgeçmedi, düştü, kalktı, yuvarlandı, dizleri kan içinde kaldı. Ben hiç istemesem de, başını eğmeden okulunun tüm takım seçmelerine katıldı. Tabii seçilemedi ama yine de denedi.

Bugün okulda çok ağlamış. Okumaya devam et

Kolay olacak demiyorum, uğraştığına değecek diyorum*

Clipboard01Bu fotoğrafta öyle çok şey var ki: Bebek hemşiresine çaresiz bakışımdan, gözlerimin altındaki morluklardan anlarsınız. Yoğun bakımdan yeni çıkmış, çok çok çok üzerine titrenmesi gereken 1680 gramlık bir bebek, başına neler geldiğini anlayamamış, yorgun, ağrılı, karmakarışık bir yeni anne, sorular, endişeler, korkular, umutsuzluk… Okumaya devam et