O kozadan er-geç bir kelebek çıkacak

Üniversite hariç, hayatımın hiç bir döneminde okulu sevmedim. Bunda hem yaşantımdaki çalkantıların (İlkokulda dört, ortaokul ve lisede üç okul değiştirdim), hem dışarıdan gayet ağırbaşlı, uyumlu birisi gibi görünmeme rağmen ruhumda kopan fırtınaların, bir yandan da otoriteye karşı inanılmaz bir alerji geliştirmemin payı var. Kafamın Türkçe dışındaki derslere pek basmadığını da eklemem lazım.

Tüm bu etkenlere bağlı olarak vasat bir öğrenciydim. Aslında zeki olduğumu biliyordum. İşin güzel yanı, bunu ailem ve bazı öğretmenlerim de biliyordu. Neyse ki ebeveynlerim okuldaki durumum nedeniyle beni fazla sıkmadılar yoksa sanırım ya yarım bırakırdım ya da bunalıma girerdim.

Okul hayatım boyunca, bir çok kişinin “gülüp geçilecek anılar” diyerek geçiştirebilecekleri şeyler beni hep yaraladı. Mesela Okumaya devam et

“Böyle günler de çok hede hödö” mü?

Geçenlerde Facebook’da şu iletiyi paylaştım:

Islak ellerimi sildiğim kağıt havluyu, bir daha kullanmak için kurusun diye tezgaha serdiğime göre artık anneme dönüşme yolundaki evrimim tamamlanmıştır!

Her kız çocuğu büyüdükçe annesine benzer önermesine şiddetle karşı çıkardım oysa… Annem benim rol modelim değildi. Biz, çatışan anne-kızlardandık. Evimizden sık sık “Sen beni hiç anlamıyorsun” haykırışları yükselirdi. Arkasından çarpılan kapılar, önceleri oda kapısı, sonra, biraz büyüdüğümde de sokak kapısı. Bir dönem, kapının menteşelerinin yerinden çıktığını hatırlıyorum:)

Okumaya devam et

Bodrum Global Run Macerası: Koşmak ya da koşmamak ;)

Bodrum Global Run organizasyonundan az önce geldim ve ayağımın nasırıyla, pardon… tozuyla yazıyorum bu satırları. Nereden aklıma düştü bilmiyorum ama bu koşuyu duyduğum anda, katılmak için inanılmaz bir istek duydum. “Hayatında koştun mu” derseniz, koşmadım. Hatta hayatımda yoga dışında, hiç bir fiziksel güç gerektiren alanda kendimi daha iyi olmak için zorlamadım. Üstelik karakter olarak tembelim. Ertelerim, üşenirim, kafam çabucak dağılır, konsantrasyon güçlüğü çekerim falan. Huyumu bildiğimden önceden duyurusunu yaptım ki, kendimi kontrol altında hissedeyim, böylece motivasyon sağlayayım. Okumaya devam et

Dokuz saatlik elektrik kesintisinden öğrendiklerim…

Ey okur,

Bu ülkede (evet bütün ülkede), yaklaşık dokuz saat süresince elektrikler kesikti bugün. Şimdi sen bu yazıyı okuduğunda yıl 2058 falansa “yok artık” diyeceksin, ya da belki de demeyeceksin, eğer Yeni Türkiye’de yaşıyorsan… Neyse, sonuçta hala nedenini anlayamadığımız bir sebepten, gün boyu elektriksiz kaldık.

Sabah, twitter ve Facebook’da şöyle yazmıştım: “Ne zamandır benden ilgi bekleyen botlarımı boyadım, kitabımı bitirdim, dolap düzelttim, yemek yaptım, yazımı yazdım, bir baktım geçe geçe 50 dk geçmiş. Ee üşüyorum ben!!! ‪#‎DireniPhoneŞarjı‬ ”

Şarj dayanamadı tabii, hatta ben de dayanamadım. Ama tam anlamıyla kötü bir gün geçirmiş sayılmam. Neler mi oldu:  Okumaya devam et

Akılsız başım…

Rüzgar’ın arkadaşının doğum günü partisine davetliydik geçen hafta… Ancak, Wushu dersinden direkt partiye geçmemiz gerekiyordu, eve dönmeye zamanımız yoktu. Ben de partide giyeceği kıyafetleri yanımıza almak üzere hazırladım, çantayı da kapının girişine koydum. Sonra, ne mi oldu? Tahmin ettiğiniz şey tabii ki…  Okumaya devam et

Köyden indik şehire. İnmez olaydık!

IMG_7797c

 

 

 

 

 

 

 

Eylül ayında Bodrum’daki hayatımızın üçüncü yılına girdik. İstanbullu bir İzmir kızıyken; Bodrum iyi geldi hepimize… Yine de kendime “Ben artık Bodrumluyum” diyemiyordum henüz. Canım kuzenim, arada İstanbul’a gelip de, daha havaalanına adım atar atmaz “Ay boğuldum, üzerime üzerime geliyor bu şehir” dediğinde, “Amma da abartıyor, o kadar da olmaz yani” derdim.  Okumaya devam et

Rüzgar, Halloween’a da karşı!

Dün gittiğimiz restoranın sahibesi, Rüzgar’a, Cadı Parmağı yemek ister mi diye sordu (Memleketçe Halloween Bayramını idrak ediyoruz ya, o bakımdan, aşağıdaki gibi parmak şeklinde kurabiyeler yapmışlar).

IMG_7349

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Rüzgar kadıncağızın zarif sorusuna sert bir cevap verdi: Okumaya devam et

Çocuklarımıza saygı gösteriyoruz, güzel. Peki onlar bize ne kadar saygılı?

Rüzgar’ın doğum günü partisinden sonra, yorgunluk atmak için, arkadaşlarla bir yerde oturduk, kahve içip sohbet ediyoruz. Çoğumuzun yanında annesi de var. Söz döndü dolaştı, anam-babam usulü çocuk yetiştirme ile modern çocuk büyütme tarzları arasındaki farklara geldi. Annelerimizin biz küçükken yaptıklarını anlatıp yerlere yatarak gülüyoruz, anneler kah utanıyor, kah bizi yalancılıkla itham ediyor, bazen de oh iyi yapmışım, canıma değsin diyor.

Kuzenlerimle Karaburun’da ev kiraladığımız yaz tatilinde başımıza gelen olayı anlatıyorum. Okumaya devam et