Maillerde dolaşan, kayıt altına alınmış gerçek hikayelere dayandığı söylenen meşhur "call center cinnet anları" diyaloglarından birisini okudum geçenlerde: Adamın birisi, İnternet servis sağlayıcı şirketlerden birinin Müşteri Hizmetleri Çağrı Merkezi'ni arar, Müşteri- Internet istiyo bizim kız Müşteri Temsilcisi- Tabii... bilgisayarınız var mı? Müşteri- Hee Müşteri- Telefonunuz var mı? Müşteri- Evet Müşteri Temsilcisi- Peki modem var mı? Müşteri- Ödem… Okumaya devam et Kobe or not to be!
Şimdi Bodrumlu olduk, sokakları doldurduk :)
Rüzgar'ın 22 aylıktan beş yaşına kadar aynı kreşe devam ettiğinden ve öğretmenlerini birer eğitimciden çok, bir abla, neredeyse anne gibi benimsediğinden bahsetmiştim daha önce. Şeker Portakalı Anaokulu, belki de benim annelik yaşantımın en büyük şanslarından biri oldu. Öğretmenleri ile kurduğumuz sağlıklı iletişimle Rüzgar'ın gelişimsel problemlerinin üstesinden sancısız bir şekilde geldiğimiz gibi, aynı zamanda Bodrum'da kuracağımız… Okumaya devam et Şimdi Bodrumlu olduk, sokakları doldurduk 🙂
Rüzgar soruyor: Kaç tane Atatürk var?
"Anne, Atatürk öldü mü?" diye sordu dün gece yatmadan önce. "Evet" dedim. "Maalesef Rüzgar'cım" Gözleri doldu "Hayıırr, ölmedi" dedi. Biraz durdu, sonra şöyle söyledi: "Kalbimizde yaşıyor ya..." "Haklısın oğlum" dedim. Suratını buruşturdu, yine sordu: "Kaç tane Atatürk var anne?" "Sadece bir tane canım" "Bu kadar çocuğun kalbine nasıl sığıyor bir tane Atatürk?" ... O an,… Okumaya devam et Rüzgar soruyor: Kaç tane Atatürk var?
Fotoroman tadında: Rüzgar gibi geçti!
Sonunda medeniyete kavuştuk, yani internete 🙂 Bodrum'a taşındığımızdan beri ellerim kaşınıyordu. Yazamıyorum, blog okuyamıyorum, telefonun o minik ekranından ise hiç bir şey yapmak içimden gelmiyor. Son yazımdan bu yana (Rüzgar'ın doğum gününde paylaştığım çalakalem olanı saymazsanız) iki ay dokuz gün geçmiş. Bu kadar zamanda olan biteni anlatmaya kalksam ellerimde derman kalmaz. O yüzden dedim ki, şöyle… Okumaya devam et Fotoroman tadında: Rüzgar gibi geçti!
5 sene önce bu saatlerde…
Beş sene önce bu saatlerde... . Doğuma daha iki ay var derken bir bayram sabahı kendimi ameliyathanede bulmamın verdiği şokla, henüz ölümlerden döndüğümün bilincine varamamış, üzerimde hastane pijamasıyla yatakta şaşkın şaşkın oturuyor... . Saat başı süt sağıp, çıkan 5 cc. kolostruma şükretmeyi öğreniyor... . Yoğun Bakım'dan imzalaması için gönderilen "prematüre bebekleri bekleyen olası riskler" formunu… Okumaya devam et 5 sene önce bu saatlerde…
Neresi sıla bize, neresi gurbet?
Hep hareketli bir hayatımız oldu, bebekliğimden beri... Senelerce aynı evde oturan, doğduğu evden gelin-damat olarak çıkan insanlara bu yüzden hayret etmişimdir. Selanik kökenli dedemin, işi nedeniyle yerleşip sonra çok mutlu olduğu için kalmaya karar verdiği Diyarbakır'da doğmuşum. Ben kırk günlükken annem ve babamla birlikte İstanbul'a dönmüşüz (öyle sakin bir bebekmişim ki, hostesler şaşkınlıkla yaşına başına bakmadan… Okumaya devam et Neresi sıla bize, neresi gurbet?
Çıtır ve ben!
Malum, artık işe gitmiyorum ya, evden çalışmadığım zamanlarda günlerim tümüyle sevgili anneme ayrılmış durumda. Kadın, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı mübarek, işleri, görüşmeleri bitmek bilmiyor. Bazen arabayla onu SGK'ya götürmem gerekiyor, Çarşambaları geleneksel olarak pazardayız, arada çeşitli doktorları dolaşıyoruz, haftanın en az üç günü bilmemne bankasında işi oluyor (duyan da hesabında trilyonları var sanır), bazı sabahlar Şukufe… Okumaya devam et Çıtır ve ben!
Annelik anlayışımız genlerimizde mi saklı?
İnsanlara kolay açılabilen bir karakterim olmamasına karşın, yeni kişiler tanımayı çok severim. Ve bir lütuf olarak, şükürler olsun ki etrafım rengarenk insanlarla dolu. Doğduğumdan beri çok renkli bir mozaiğin parçası olmaktan, hep mutluluk duydum. Eğer bana nereli olduğumu sorarsanız, Türkiye'de yaşayan hemen hemen herkes gibi, memleketin bir köşesinden girip diğer tarafından çıkacağımdan, cevap vermeden önce… Okumaya devam et Annelik anlayışımız genlerimizde mi saklı?
Rüzgar ve bir izdivaç hikayesi
Anneanne, Rüzgar'ın balkonda olmasını fırsat bilerek televizyonda evlenme programını açmıştır. Ancak bizim uyanığın kulakları, yarasa duyarlılığına sahip olduğundan (özellikle de duymaması gereken şeylere karşı) televizyondaki bu freak show aniden dikkatini çekmiş, balkondan yan yan yaklaşmak suretiyle, büyük bir hazla gerdan kıran, yaklaşık 68 yaşındaki, 168 kiloluk gelinin ve ağzında yedi-sekiz adet dişi bulunan damadın tüm "zarafetleriyle" salınarak… Okumaya devam et Rüzgar ve bir izdivaç hikayesi
Tak Tak!!!
Sevgili Nilhan, beni fi tarihinde mimlemişti. Ben, zırt-pırt yazmaktan hoşlanmayan blogger olarak, bir de hareketli bir döneme girince, bunun üzerine de yaz rehaveti eklenince erteledim de erteledim. Değil yazı yazmak, sevdiğim blogları takip bile edemez oldum ama sanırım bu sıra çoğumuz aynı durumdayız. Bu mim, takıntılar üzerine. Ben, takıntılarımı artık yaşam tarzına dönüştürdüğümden, içselleştirmişim sanırım,… Okumaya devam et Tak Tak!!!