Olay gününün sabahı, Ümit, Görkem'e, tüketim toplumunun çılgınlıklarından girip, günümüz çocuklarının tatminsizliğinden çıkarak ciddi bir söylev çekmiş, evlerinin artık bir Disney Shop'tan farksız hale geldiğini, ikinci bir emre kadar Rüzgar Efendi'ye oyuncak alımlarının yasaklandığını tebliğ etmiştir. Şüphesiz sözlerine Görkem de hak vermektedir ama çocuk annesiyle, babayla olduğundan daha fazla vakit geçirdiğinden, baba Rüzgar'ın dandik plastikten Çin… Okumaya devam et Beyaz Yalanlar, Part II
Kategori: Aile
Nasıl yani?
Rüzgar : (İçeriye seslenir) Anneeee, geeell ! Görkem: N'oldu? Rüzgar : Gel, bi araba seç, oyun oynayalım. Görkem: Birazdan gelsem olur mu Rüzgar'cım, şimdi işim var. Rüzgar : N'apıyosuun? Görkem: Mutfağı topluyorum. Rüzgar : Ama anneee... O babanın işi! Görkem: ?!
Dinle…
Görkem ve Rüzgar, okul yolunda... Sohbet konusu, genelde olduğu gibi, arabalar. Rüzgar : Anneee, bu jip çok güzelmiş. Görkem: Bence de Rüzgar'cım. Rüzgar: Onun markası ne? Görkem: Kia Rüzgar: Olmaaazzz Rüzgar'ın, son günlerde iyice zirveye ulaşan inatlaşmalarından bezmiş olan Görkem, kızgın bir tavırla yanıtlar: Görkem: Ne demek "olmaz" oğlum? Soruyorsun, ben de cevabını söylüyorum. Rüzgar:… Okumaya devam et Dinle…
Fener “H”alayı
Çocuklara aileleri tarafından ideolojik, siyasi veya inançlarla ilgili düşüncelerin dayatılmasından hoşlanmam. Çocuğuma, mecbur kalmadıkça bu tür konularda gereğinden fazla açıklama yapmamaya çalışıyorum. Henüz kendi minik yaşamıyla ilgili doğruları-yanlışları yeni yeni ayırdetmeye başlamışken, bizim bile tam olarak kavrayamadığımız şeyleri nasıl özümseyebilir ki? Hiç kimse, körü körüne bir şeylere bağlanmamalı. Özellikle de çocuklar... Rüzgar iki buçuk yaşına… Okumaya devam et Fener “H”alayı
These boots are made for walkin’
Akşam üzeri, Rüzgar'la oturmuş boya yapıyoruz. Rüzgar : Anneee, amcama gidicektik hani... Görkem: Gidicez oğlum, baba gelsin de. Rüzgar : Ama biz şimdi gidelim anneeee, lütfeeennn. Görkem: Gidemeyiz ki... Rüzgar : Neden? Görkem: Arabamız yok Rüzgar'cım, arabayı baba aldı. Rüzgar : (Bacağını kaldırarak) E bunlar var ya anne. Görkem: Hınk!
“Veda”dan sonra, merhaba…
Hayat ne tuhaf ve sürprizlerle dolu... Zaten böyle olmasa kimsede yaşama sevinci namına bir şey kalmazdı herhalde. Dün içimi burkan yazımı yazdıktan sadece üç saat sonra gelen telefonla, eşimin ağabeyinin bebeğinin muhteşem yolculuğunu bitirmeye karar verdiğini öğrendik. 21.05'te, güzeller güzeli kızımız Arya geldi. Hem de ne gelmek: 3950 gram, 52 cm! Mis kokulu bebeği elime aldığımda,… Okumaya devam et “Veda”dan sonra, merhaba…
Ye, Dua Et, Sev… (Ya da annemin deyişiyle) Ye, İç, Mıç :)
Bu gün, Rüzgar'ın okulda oluşunu ve yağmurlu havayı bahane ederek ailemizin amazonlarıyla sinemaya gidelim dedik. Amazonlar tabiri, ailemizde hayli baskın olan kadın popülasyonuna ve dominantlığına hitaben, erkeklerimiz tarafından bize takılmış bir lakap... Biz, anaerkil düzende yönetilen bir demokrasiyiz diyebilirim. Bizde kadınlar, uzun yaşarlar, tek başlarına kolaylıkla dünyayı parmakları ucunda oynatabilirler, evrenin dört bir yanına dağılmış üyelerini… Okumaya devam et Ye, Dua Et, Sev… (Ya da annemin deyişiyle) Ye, İç, Mıç 🙂
Doğmak ya da doğmamak…
Doğum günü partilerinin, belli bir yaşa kadar çocuk açısından pek bir anlam ifade etmediğine inananlardanım. Doğduğunuz (doğurduğunuz) gün çok çok önemlidir şüphesiz ama kutlamalar, çılgın hazırlıklar, o hengame, telaş... Doğumgünü çocuğu bu durumdan ne yönde etkileniyor acaba? Ya da bakalım o nasıl bir şey ister, gerçekten önemsiyor muyuz? Bu günler çoğunlukla "körlerle sağırlar, birbirini ağırlar" şeklinde geçiyor. Hele… Okumaya devam et Doğmak ya da doğmamak…
Minik kahramanımıza…
Üç sene önce, tam da bu saatlerde, hafif hafif yoklamaya başlamıştı sancılar. O kadar okuyan, inceleyen bir anne adayı olmama rağmen, doğum sancılarının kasıklardan geldiğini sanıyordum. Benim belim ağrıyordu. Gaz sancısı gibiydi, akşam fazla kaçırdığım mercimek çorbasını suçladım durdum. Annem (neyse ki yanımdaydı) "Kızım sancıların arasını kontrol et" dediğinde, deli gibi korkmaya başladım. Ya gerçekten… Okumaya devam et Minik kahramanımıza…
Anneannesi ve Rüzgar, Part II
Yazılarımı takip edenlerin bildiği gibi, Rüzgar, debelenerek, kendi kendine uyumaya alışkın, neredeyse doğduğundan beri... Feci gazlı geçen ilk dört ayı bunun dışında tutuyorum çünkü o zamanlar "nasıl bir alışkanlık yerleştirebilirim"den çok, "bebeğim nasıl bir buçuk saatten fazla uyuyabilir" adlı alanda sınır tanımayan deneysel çalışmalar içindeydim. O kadar yorgun, uykusuz, endişeli ve gergindim ki, yarım saat… Okumaya devam et Anneannesi ve Rüzgar, Part II